PINAR AKKURT İLE İLERİ DÖNÜŞÜM ÜZERİNE

Kavanoz kapakları, pizza kutuları, kağıt bardaklar... Aslında sürekli olarak karşımıza çıkan, bulunduğumuz ortamlarda kenarda köşede duran ama pek de ilgimizi çekmeyen, gözümüzün görmediği bu malzemeler; biraz yaratıcılık, biraz da yetenek ile birleşince akıl almaz eserlere dönüşüyor. Pınar Akkurt, bunu başarıyla gerçekleştiren, elindeki malzemeleri değiştirip dönüştürerek adeta harikalar yaratan bir tasarımcı! Kendisiyle Karaköy Lokantası için yarattığı vitrin tasarımlarından kavanoz kapaklarından yaptığı kilime; keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Merhabalar, öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz?

1978 doğumluyum, İstanbul’da doğdum büyüdüm. Mimar Sinan Üniversitesi Grafik Bölümü mezunuyum. Şu anda Bilgi Üniversitesi’nde ders veriyorum. Uzun yıllar grafik tasarımcısı olarak çalıştım, büyük yerler için çeşitli kitaplar, kataloglar yaptım. Fakat elle bir şey yapmak hep ilgimi çekiyordu ya da ileri dönüşüm nedir bilmezken bile 1996 yılında üniversitede, istediğiniz malzemeden büyük bir el heykeli yapın dediklerinde kağıt bardaklardan bir el yapmıştım.

İleri dönüşüm, yani nesneleri dönüştürerek yeni formlardan kullanma fikri ne zaman ve nasıl girdi hayatınıza? Motivasyonunuz neydi bu konuda çalışmalara başlarken?

Aslında hazır olan bir şeyi değiştirip dönüştürme fikri ilgimi hep çekiyordu. Çıkış noktam da bu oldu; etrafımızdaki şeyleri hack’lemek, kendi isteğime göre kişiselleştirmek. Hep elimin altındakileri değerlendirmek istiyordum. İngilizce’de ‘resourceful’ denen ama dilimizde tam karşılığı dilimizde olmayan bir kelime var. Aslında tam olarak, eldeki malzemeleri değerlendirmek anlamına geliyor. Ben zaten yaptığım işlerin ileri dönüşüm olduğunu fark ettim bir noktada. Bilinen ilk çalışmam, 2011’de başladığım Karaköy Lokantası çalışması. Bir gün “Bu köşe senin, ne istersen yap!” diye bir teklif aldım. Bu teklif bir yandan bir tasarımcının hayali olabilecek nitelikteydi, bir yandan da ucu çok açık olduğu için korkutucuydu benim için. Daha önce hiç vitrin tasarımı yapmamıştım ama ilgi duyuyordum. Aslına bakarsanız, o çalışmamı üç boyutlu posterler olarak düşünüyorum. Kişisel bir sergi olmadığından, lokantayla da bağı koparmadan ama arada benim de arada olduğum ortak bir dil kurmak lazımdı. İşte o noktada devamlılık, süreklilik ve görsel bir kimlik yaratmak için sadece mutfak malzemelerini kullanabilirim ve ortaya renkli bir tasarım çıkarabilirim diye düşündüm. İlk başladığımızda yılda 5 tane yapıyordum, şimdi yılda 3 tane şeklinde ilerliyoruz. İlk olarak bir panik hali oldu tabi ki ama o sınırı çizdikten sonra mutfak aletlerini geometrik şekiller gibi görmeye başladım. Malzemelerin hepsi atıklardan olamıyor çünkü bazen yeterli sayıda çıkmıyor o atıktan, dolayısıyla bazılarını Eminönü’nden alıyorum. Bir galeride değil, sokakta olma fikri de çok hoşuma gidiyor. Tasarımlar onlara denk gelen insanlara fikir veriyor, yol açıyor bir nevi. Bir gün hiç tanımadığım birinden “Aaa, orayı siz mi yapıyorsunuz? Ben orayı gördüm, eve gidip mutfak malzemeleriyle neler yapabilirim diye düşündüm.” gibi bir tepki aldım. Bu çok mutluluk verici bir şey!

İleri dönüşüm var olan nesneleri bambaşka şekillerde görebilme becerisi yani müthiş bir yaratıcılık isteyen bir şey, değil mi? Nasıl geliyor bu denli ilginç fikirler aklınıza, neler ilham veriyor size?

Hayatımın o kadar doğal bir parçası haline geldi ki ileri dönüşüm, evde yemek pişirirken bile aklıma bir şey gelebiliyor. Genelde deneyerek ve yaparak fikir bulan bir insanım, yola hiçbir zaman her şeyi tamamen planlayarak çıkmıyorum. Bir pet şişe varsa önümde; onu keserim, parçalarım, ezerim, yakarım. O deneme sürecinde öğreniyor insan.

Var olan, atık malzemeleri dönüştürme konusunda insanlara ilham veriyor; sürdürülebilirlik, daha az atık, enerji tasarrufu gibi konulara çalışmalarınızla katkıda bulunuyorsunuz. Bu konuda okuyucularımıza günlük hayatlarında uygulayabilecekleri birkaç tavsiyede bulunmak ister misiniz?

Bence çöpe atmadan bir kere daha düşünmek en önemlisi. Naylon poşet, karton kutu, eskiyen diş fırçası… İnsan dikkat ettiğinde gerçekten çok fazla şeyi çöpe attığını fark ediyor. İleri dönüşüm illa müthiş bir el becerisi veya yaratıcılık isteyen bir şey de değil. İnternette sayısız örnek var, herkes kolaylıkla yapabilir. Söylemeden geçmeyeyim, endüstriyel ölçekte bir değişiklik olmadığı sürece bireysel kullanımın da müthiş değişimler yarattığını düşünmüyorum. Ancak yine bunun farkında olmak, bilinç yaratmak açısından önemli. Çünkü böyle düşünen bir insan kendi işlerinde de bunu uygular, etrafına da söyler ve damlaya damlaya göl olur en sonunda.

Şu ana kadar yaptığınız en ilginç, en yaratıcı ve sonradan size “bu malzemeleri bu şekilde kullanmayı nasıl akıl ettim, vay be!” dedirten proje hangisiydi? Eminiz vardır!

“En ilginç” veya “en yaratıcı” olarak tanımlayabileceğim bir çalışma gelmiyor aklıma aslında. Ama kavanoz kapaklarından yaptığım kilimden bahsedebilirim belki. Süreç şöyle gelişti, Aydın Organize Sanayi Bölgesi’nde bir zeytin fabrikasına gittik. Mekan zeytin fabrikası olduğu için atıklar da ağırlıklı olarak zeytin tenekeleri ve kavanoz kapaklarıydı. Etrafımda kullanabileceğim her şeyle oynadım, ezdim, kestim, deldim, bağladım. Tenekelerden çiçekler, plastik kasa ve hurdalardan taht, zincirlerle harfler gibi büyüklü küçüklü çeşitli denemeler yaptım. Kilimin eskizi de, bu sırada çıktı. Sonuç; kavanoz kapaklarını düz ve ters dizerek oluşturduğum piksel mantığında bir desen, duvar halısı veya paravan gibi asılabilecek bir kilim!

Kilimin yapılış süreciyle ilgili detaylaraburadan ulaşabilirsiniz.

Instagram: @pınarita / @upcyclinglibrary

Röportaj: İrem Bali

 

Yorum yaz (all fields required)

Yorumlar editör onayının ardından yayınlanacaktır.