BİR OKYANUS TUTKUNUNUN UMUT VEREN MÜCADELESİ

Sizleri 60 yıldır suyun altındaki mucizelere tanıklık eden okyanus bilimci Sylvia Earle ile tanıştıralım. Earle’ün müthiş hikayesi ve okyanusları aşırı avlanma, atık gibi problemlerden koruma yollarıyla ilgili hayranlık uyandırıcı çalışmaları, Netflix’in Mission Blue adlı belgeselinde karşımıza çıkıyor. Gelin, Sylvia Earle ile birlikte okyanusların büyülü dünyasına doğru bir yolculuğa çıkalım.

Kelimenin tam anlamıyla bir okyanus tutkunu olan ve hayatını buna adayan Sylvia Earle, ulaşılması imkansız sayılan derinlikleri keşfe çıkma cesaretiyle herkese ilham veren bir deniz biyoloğu. O kadar ki, bir röportajında kendisine “Çocuğunuz oldu mu?” diye sorulduğunda, “Benim denizaltılarım oldu” diye cevap veriyor. Şimdi, Netflix’teki Mission Blue belgeseli sayesinde kendisinden öğrendiklerimi sizinle paylaşmak istiyorum.

Sylvia Earle, 60 yıl önce ilk olarak dalış yaptığı zaman ile bugünü karşılaştırdığında oldukça problematik bir durumun içinde olduğumuzu söylüyor ve kendisine göre, bu düzeltilemez bir durum değil. “Doğaya yaptıklarımızın yarattığı olumsuz sonuçlara birebir tanık oldum” diyen Earle, özellikle çocukluğundan beri bakir bir alan olarak bildiği Florida’nın geçirdiği büyük değişimin altını çiziyor. Tampa Körfezi’ne inşa edilen sayısız otel ve bölgenin bir tatil beldesine dönüşmüş olması, beraberinde doğanın bozulmasını ve kirlenmesini de beraberinde getiriyor. Körfezin dibi taranıyor, bataklık olan bir bölge otopark haline getiriliyor, önceden cam gibi berrak olan Weeki Wachee Nehri’nin suyu nehir boyunca uzanan konutlar tarafından kirletiliyor. Sylvia Earle, öncesini de sonrasını da deneyimleyen bir okyanus bilimci olarak aradaki farkı görebildiği ve yine de umudunu koruyabildiği için mücadele verdiğini söylüyor. Yani aslında kendisi, hem okyanusların gerçek bir cennet olduğu zamanları görmüş ve o berrak sularda saatlerini geçirmiş, hem de bugünkü duruma bizzat şahit biri.

Earle, “En derin dalışım da dahil olmak üzere, bugüne kadarki dalışlarımın hiçbirinde varlığımızın somut kanıtlarını görmediğim olmadı” diyor. Bu kanıtların en temeli, bir dakika bile olsun durup düşünmeden okyanusun dibine gönderdiğimiz sayısız atık. Earle, okyanusun dibinde, 4 km aşağıda bile şişelerden plastik torbalara, çok sayıda çöp gördüğünü söylüyor. Ve bu çöpler sandığımızın aksine orada toplanıyor, birikmeye devam ediyorlar. Yani yüzeyde olduğu gibi, uçsuz bucaksız derinliklerde bile imzamız var.

Bir diğer konu da, aşırı avlanma. Birkaç istatistik ile başlayalım; 1950 yılında 2014’e kadar geçen sürede, okyanuslardaki mercan resiflerinin yalnızca %50’sinin, Pasifik Mavi Yüzgeçli Orkinoksu’nun %5’inin, köpekbalıklarının %10’unun ve Kuzey Atlantik Morinası’nın %5’inin kaldığı biliniyor. Konu şu ki, dünya nüfusu çok fazla ve iştahımız tamamen kontrolden çıkmış durumda. Sürekli olarak avlanıyoruz. Bu kontrolsüzlük yalnızca yiyecek ile ilgili de değil; oduna, fosil yakıtlara karşı da müthiş bir iştah duyuyoruz. Atmosfere büyük miktarlarda karbondioksit salınmasına ve dolayısıyla bunun iklim değişikliklerine kapı aralamasına neden oluyoruz. Okyanus sıcaklığı düzenleyen büyük bir regülatör olduğundan, aslında ona yaptıklarımız bize daha büyük ve kuvvetli fırtınalar olarak geri dönüyor.

Bir de konuyu deniz canlılarının penceresinden görmeye çalışın. Onların yaşam alanı, yuvası suyun altı. Suyun altı, onların dünyası. Ve onlar dünyalarının neden değiştiğini bilmiyor bile. Belgesel size bugün bile sadece %5’inin görülmüş durumda olduğu (haritalanmış ve incelenmiş kısmı daha da az) okyanuslardaki yaşama dair müthiş görüntüler sunuyor, bu görüntüleri bir deniz canlısı olduğunuzu düşünerek izlediğinizde konuya bambaşka bir bakış açısından bakabilirsiniz.

Aslında tek yapmamız gereken şu fikrin bilincinde olmak: “Okyanusa yaptıklarımız bizim geleceğimiz ile doğrudan bağlantılı; içinde yaşamıyor olsak da, her balinanın, yunusun veya mercan resifinin olduğu kadar bizim de okyanusa ihtiyacımız var.” Bu bilince ulaştığımız noktada, davranışlarımızda herhangi bir değişiklik yapmamıza da gerek kalmayacağını düşünüyoruz, her şey kendiliğinden gelecek.

Yazan: İrem Bali

Yorum yaz (all fields required)

Yorumlar editör onayının ardından yayınlanacaktır.