KİMİNİN ÇÖPÜ KİMİNİN HAZİNESİ: DARWIN'S BOTANICALS İLE KEYİFLİ BİR SOHBET

KİMİNİN ÇÖPÜ KİMİNİN HAZİNESİ: DARWIN'S BOTANICALS İLE KEYİFLİ BİR SOHBET

#KimininÇöpüKimininHazinesi... Bu motto, bitki ve gıda atıklarıyla boyama yaparak ortaya çıkardığı ürünler ile atıksız ve sürdürülebilir bir dünya hayali adına çalışan Darwin’s Botanicals markasına ait. Yolculuğun ilk adımını, kendine sorduğu ‘Atıkla nasıl mücadele edebilirim?’ sorusuyla atan, Darwin’s Botanicals’ın kurucusu Tuğay Güven ile çok keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Sentetik boyalar ile Darwin’s boyaları arasındai farklardan, Japonların kumaşla paketleme tekniği Furoshiki’ye birçok konudan söz ettik...

Fotoğraf: Local Makers

Merhaba! Öncelikle bize ayırdığınız değerli zamanınız için teşekkür ederiz. Hikayenizi detaylı olarak bilmeyenler için sizi ve markanızı biraz yakından tanıyabilir miyiz?

Merhaba, asıl ben çok teşekkür ederim ilginiz için. Ben bir bitkisel boyamacı ve Darwin’s Botanicals markasının kurucusuyum. Aynı zamanda da Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği doktora öğrencisiyim.

Şehirde yaşayan herkes gibi doğanın özlemini fazlasıyla hissettiğim bir dönemde çiçekçilik eğitimi almaya karar verdim ancak bu eğitimden bir çiçekçi olarak değil de bitkisel boyamacı olarak çıktım. Bunun en temel sebebi de kendimi yaptığım çiçeklerden çok, solduğu için atmak zorunda kaldığım çiçeklere yakın hissetmemdi. Onları yaşatabilmek için kendimce aradığım çareler beni bitkisel boyama ile tanıştırdı ve böylece bitkisel boyama maceram da başlamış oldu. 2017 senesinde de bu maceranın somut olarak ürünlere dönüştüğü Darwin’s Botanicals’ı kurdum.   

Fotoğraf: Instagram / @darwinsbotanicals

Sahiplendiğiniz #kimininçöpükimininhazinesi etiketini biz çok seviyoruz, tabii arkasındaki fikri de öyle. Bitki ve gıda atıklarıyla boyama yaparak ortaya çıkardığınız ürünler ile atıksız ve sürdürülebilir bir dünya hayali adına çalıştığınızı biliyoruz ancak felsefenizi bir de sizden dinleyebilir miyiz?

Ben yola çıkarken kendime sorduğum soru “Nasıl sürdürülebilir bir marka yaratabilirim?” değil de “Atıkla nasıl mücadele edebilirim?” idi. Açıkçası tekstil ya da moda üzerine çalışmak gibi bir hedefim de yoktu, hatta kendi çapımda atıkla mücadele etmekten öte herhangi bir derdim de yoktu. Bu da benim renk elde ettiğim malzemeden, elde ettiğim renklerle boyadığım malzemeye kadar her şeye ayrı bir gözle bakmama sebep oldu ve oluyor. Bütün bu mücadele içinde en kıymet verdiğim renkleri hep atıklarda buldum ve onları elyaf üzerinde yaşatarak ileri dönüştürdükçe de yaptığım işe daha büyük keyifle bağlandım. Zamanla kurduğum atık ağım üzerinden, sadece etrafımdaki yakınlarımın değil café ve restoranların da atıklarını toplamaya ve onları da değerlendirmeye başladım. Dolayısıyla gerçek anlamda birilerinin çöpü benim hazineme dönüştü ve markanın da motto’su haline geldi. 

 

Fotoğraf: Instagram / @darwinsbotanicals

Günümüzün boya endüstrisi ile ilgili düşüncelerinizi de merak ediyoruz. Detaylı olarak bilmeyenler okuyucularımız olacaktır, onlar için sentetik boyalar ile Darwin’s boyaları arasındaki farklardan bahsedebilir misiniz?

Genelde bitkisel boyalarla sentetik boyaları karşılaştırırken akla ilk hep nihai tüketicilerin yaşayabileceği problemler ve kimyasalların cildimize çok zararlı olduğu geliyor. Sentetik boyalar elbette cildimiz için de çok tehlikeli ancak bu boyaların en büyük zararı içinde yaşadığımız dünyaya ve tekstil boyaması esnasında bu kimyasallara direkt maruz kalarak çalışan işçilere. Onlarla kıyaslandığında cildimiz üzerinden alacağımız zarar en ufağı ve masumu kalıyor. Tekstil boyaması maalesef neresinden baksanız çok problemli bir alan. The World Bank verilerine göre endüstriyel kirliliğin yaklaşık %20’si kumaş boyama esnasında gerçekleşiyor. Tekstil endüstrisi sene boyunca küresel olarak satılan kumaşların boyası için 8000 farklı sentetik kimyasal kullanıyor. Sadece Çin’de yeraltı sularının %90’ı kirli ve bu sudaki toksik kimyasalların 72 tanesi kumaş boyamaya ait. Bu sadece dünyaya boyama esnasında verdiğimiz zararlar, bir de üstüne yıl boyunca üretilen tekstil ürünlerinin %60’ının aynı sene sonunda üretim fazlası olarak çöpe gittiği düşünülünce işin rengi iyice değişiyor ve bütün bu zarar neredeyse bir hiç uğruna verilmiş oluyor.  

Buna karşılık Darwin’s ürünlerinde sadece bitkilerden ve gıda atıklarından, hiçbir kimyasal kullanmadan elde ettiğimiz renkleri kullanıyoruz. Bu renkler yeraltı sularına karıştığında doğaya hiçbir zarar vermiyorlar lakin zaten doğanın ta kendisiler. Ürünlerde kullandığımız malzemeleri ise selülöz ya da protein bazlı %100 doğal liflerden seçiyoruz. Örneğin ham keten, bitkisel boyalarla boyandığı zaman doğada %100 çözülebiliyor ancak sentetik boyalarla boyandığında maalesef kendi doğal olmasına rağmen doğada çözülemez hale geliyor.         

Fotoğraf: Instagram / @darwinsbotanicals

Websitenizde fulardan saç tokaları, bantları ve kurdelelerine, papyonlardan taçlara; bitkisel boyama ile renklendirdiğiniz çok sayıda ürün yer alıyor. Topladığınız bitki ve gıda atıklarının bahsettiğimiz ürünlere dönüşene kadar geçtiği aşamaları merak ediyoruz. Bu süreç nasıl gerçekleşiyor?

Bütün süreç, atık ağımdan ihtiyacım olan atıkları toplamamla başlıyor. Özellikle gıda üzerine çalışan yerlerden gelen atıklar çoğu zaman anlık ihtiyacımdan çok daha fazla oluyor, ben de bütün bu atıkları bazen kurutarak bazen dondurarak daha sonra kullanmak üzere muhafaza ediyorum. Böylece örneğin bir sonbahar atığı olan nar kabukları dört mevsim buzluğumda beni bekleyebiliyor. Sonrasında bu atıklardan renk elde etme süreci başlıyor, burada temel yardımcım ısı kaynakları oluyor. Bazen ocağım bazense güneş bana bu konuda yardımcı oluyor. Bir yandan bitkiler ve gıda atıkları yavaş yavaş renklerini bırakırken, bir yandan da boyanacak olan kumaşların, boyaya sağlam tutunması için hazırlanması, çeşitli aşamalardan geçmesi gerekiyor. Oldukça yavaş, doğanın hızında ve sabırla geçen birkaç günlük bir sürecin sonunda kumaşlar ve renkler birbirleri ile buluşuyorlar.

Fotoğraf: Instagram / @darwinsbotanicals

Topladığınız bitki ve gıda atıklarının belli birtakım özelliklere sahip olması gerekiyor mu, üretim yapacağınız atıkları neye göre belirliyorsunuz? Aynı gıda atığından farklı renkler üretmek mümkün mü?

Temel olarak her türlü bitki ve gıda atığı uçuk da olsa, sarı da olsa (doğada en sık karşılaştığımız renk) mutlaka bir renk veriyor ancak eğer ev tipi boyama yapmıyorsanız ve yaptıklarınıza ticari bir varlık yüklüyorsanız bitkisel boyaların elyaf üzerindeki kalıcılığı en önemli konu. Kumaşa aktardığımız renklerin güneşe ve yıkamaya karşı dayanıklı olmasını istiyoruz yoksa biz de sene sonunda atık olacak yeni bir parçayı dolaşıma sokmaktan öte bir şey yapmamış oluruz. Söz konusu kalıcılık olunca da boyacının yapabilecekleri bir yere kadar. Boya moleküllerinin elyafa sağlam bir şekilde tutunabilmesi için kumaşın doğru şekilde boyamaya hazırlanması ve mordanlanması bunların başında geliyor. Ancak eğer boyar madde kaynağının haslık derecesi düşükse, kumaş ne kadar iyi hazırlanmış olursa olsun sonuç hüsran oluyor. Örneğin boyamaya ilk başlayanların en çok ilgisini çeken boyar madde kaynaklarından biri olan zerdeçal, siz ne yaparsanız yapın ilk güneş gördüğünde ya da ilk yıkamada kumaştan uçar. Bu sebeple bir bitki ya da gıda atığından elde ettiğimiz rengi koleksiyonun bir parçası yapmadan önce mutlaka güneş ve yıkama dayanıklılık testlerini yapıyor, sadece bu testlerden geçen renkleri ürünlerimizin arasına ekliyoruz. Dolayısıyla kullanacağım bitki ve gıda atıklarını seçmemde ilk ve en önemli kriter kalıcılık oluyor.

Aynı atıktan birçok başka renk elde etmek de mümkün hatta burası bitkisel boyamanın en keyifli ve en kişiselleştirilebilir kısmı. Suyun Ph derecesi ile oynayarak, aynı atığın rengini farklı tip kazanlarda (çelik ya da alüminyum gibi) çıkararak, farklı renkleri üst üste boyayarak bambaşka renkler elde edebiliyoruz. 

Fotoğraf: Instagram / @darwinsbotanicals

Yakın zamanda, Hayata Destek derneği ile birlikte mevsimlik tarım işçilerine destek olmaya yönelik gerçekleştirdiğiniz projeden haberimiz oldu. Projeyi bir de sizden dinleyebilir miyiz, size destek vermek isteyenler neler yapabilirler?

Hayata Destek ile uzun zamandır birçok iş birliği planlıyorduk ancak pandemi sebebiyle gündemimiz ve önceliklerimiz tamamen değişti. Mevsimlik tarım işçileri Türkiye’nin en büyük problemlerinden biri. Mevsimlik tarım işçileri, inanılmaz kötü şartlarda, kendi imkanları ile kurdukları çadırlarda, Nisan’dan Kasım’a kadar kendi topraklarına dönmemek üzere Türkiye’yi dolaşıyorlar. Çocuk işçilerin %30’u da mevsimlik tarım işçisi olarak çalışıyor, çalışamayacak kadar küçük olan diğer çocuklar ise temel eğitimden bile mahrum göç yollarında büyüyor. 

Maalesef bu durumu pandemi de değiştirmedi. Pandeminin en yoğun zamanı olan Nisan ayında herhangi bir iş güvencesi olmadan çalışan tarım işçileri, evlerinde kalabilme lüksüne sahip bizlerin yiyeceği taze sebze ve meyveyi ekmek üzere pandemiye rağmen göç yollarına düştüler. Böyle olunca da onların salgından korunması, hijyenik ihtiyaçlarının karşılanması çok büyük önem kazandı. Ben de bu dönemde Hayata Destek ile birlikte bir farkındalık yaratmaya çalıştım. Önümüzdeki günlerde ise iş birliğimizi daha somut hale getireceğiz ve geliri tamamen mevsimlik tarım işçilerinin ihtiyaçları için Hayata Destek’e bağışlanacak yepyeni bir rengi ve ürün serisini satışa çıkaracağız. Ayrıca kurgulayacağımız online atölye içeriklerinin de geliri yine mevsimlik tarım işçileri adına Hayata Destek’e bağışlanacak.     

Fotoğraf: Instagram / @darwinsbotanicals

Biraz da Japonların kumaşla paketleme tekniği furoshiki’den söz edelim. Sizden bu tekniği ilk olarak yılbaşı döneminde duymuştuk. Furoshiki, aslında tüm özel günlerde sevdiklerimize hediye verirken kullanabileceğimiz de bir yöntem, değil mi? Buradan yola çıkarak, benimsediğiniz sürdürülebilir paketleme şekillerinden söz edebilir misiniz?

Hediye paketlerindeki kağıtların, çöpe gideceği garanti olduğu için çok uzun zaman hediye paketi yapmayı reddederek, ürünleri hep bez keselerde gönderiyordum. Ancak bir yandan da biri sizin ürününüzü başkasına hediye edecek kadar kıymetli görmüşken, “Hediye paketi yapamam” demek de hiç içime sinmiyordu. Sonuçta hediye veren ve alan herkes bilir ki hediyeyi açmak, onun sürprizini yaşamak bambaşka bir histir. Bu ihtiyacı karşılarken doğa dostu da olan bir alternatifin peşine düştüm ve Japonların kumaşla paketleme tekniği olan furoshiki ile tanıştım. Tanışır tanışmaz da etrafımdaki tüm artık kumaşları toplamaya ve boyamaya başladım. Bu sayede kenarda köşede kalmış kumaşlar hem boyanarak yepyeni bir görünüme kavuşuyorlar hem de hediyesini açan kişi bu kumaşlardan yapılan paketi çöpe atmak yerine bileğinde, saçında ya da boynunda aksesuar olarak kullanabiliyor, kumaşların ömrüne ömür katabiliyor.

Bunun dışında etiket kullanmamız gereken her yerde geri dönüştürülmüş kağıt tercih ediyoruz. Hatta geçen sene marka kartlarının bir yüzünü Darwin’s dünyasına ait öğelerin boyanabilir illüstrasyonları ile süsledik. Şu anda bu kartlar birçok evde çocukların boyayarak buzdolabına astığı kartlar haline geldi. Böylece marka kartlarımızın da çöpe atılmasının önüne geçmeyi hedefledik. 

Daha önce katılımcılarla bitki ve gıda atıklarını kullanarak bez çantalar üzerinde renk ve desen yarattığınız bir atölye gerçekleştirdiniz. Biz böyle hem eğlenceli, hem doğa dostu bir yaklaşım benimseyen atölyelerin çok değerli olduğuna inanıyoruz. İlerisi için de bu atölyeleri sıklaştırmak gibi planlarınız var mı? Ve hazır yeri gelmişken soralım... Darwin’s Botanicals’ın gelecek planlarında neler var?

Pandemi döneminde atölyelere ara vermek durumunda kaldık ancak atölye yapmayı gerçekten çok özledim. En kısa zamanda yeniden başlamak istiyorum fakat planlarım daha çok online atölye yapmak yönünde.

Gelecek planlarımızda ise sadece bitki ve gıda atıklarını ileri dönüştürmenin ötesine geçerek farklı atıkları ileri dönüştüreceğimiz projeler yapmak ve Hayata Destek ile daha fazla sosyal fayda yaratabilmek var.

Fotoğraf: Instagram / @darwinsbotanicals

Son olarak, gıda atıkları konusu ile ilgili günlük hayatlarında değişiklikler yapmak isteyen okuyucularımıza ne önerirsiniz, sizce nereden başlamalılar?

Bence üst jenerasyonların gündelik hayatlarındaki rutinlere bakarak bugün atık olarak değerlendirdiğimiz birçok malzemenin aslında bir “hazine” olduğunu görebilirler. Her ne kadar bizler içine doğmuş olsak da kullan-at kültürü görece çok çok yeni. Dolayısıyla bugün sanki çözümsüzmüş gibi gelen, kendimizi köşeye sıkışmış hissettiğimiz birçok atık probleminin çaresi üst jenerasyonlarda gizli. Keza bitkisel boyama da özellikle Anadolu topraklarının en kıymetli zanaatlerinden biri olmasına rağmen yıllar içinde unutulup gitmiş. “Annem, babaannem, annanem, dedem bunu nasıl değerlendirirdi ya da burada ne kullanırdı?” sorularının cevabının çok aydınlatıcı olacağına inanıyorum.

Bu bilgiler erişilebilir değilse de Kentte Ekolojik Hayat, Çevreci Geek, Türk İşi Minimalizm, Nil Kıyısı başta olmak üzere bu konularda yol gösteren çok kıymetli girişimler söz konusu, onları da mutlaka takip etmelerini öneririm.  


Yorum yaz

Yorumlar paylaşılmadan önce onaylanmaktadır