SU SAVAŞLARI: DEĞİŞİM İÇİN HAREKETE GEÇENLERİN HİKAYESİ

Su, evrenin ve insanoğlunun başlangıcı, dünyadaki yaşamın devamı için gereken biricik bir kaynak. Ancak maalesef ki, dünyada herkes bu temel kaynağa aynı derecede erişemiyor, günümüzde birçok ülke temiz suya erişim konusunda problem yaşıyor, 844 milyon insan suya doğrudan ulaşmakta sıkıntı çekiyor. İşte TRT Belgesel’in yeni belgeseli Su Savaşları, bu ülkelere yolculuk ederek bir değişim yaratmayı seçen Çağlar Demirkapı ve Hakan Girginer’in hikayesini anlatıyor. Gelin, belgeselin ilk bölümünü birlikte inceleyelim.

Su Savaşları belgeseli, dünyanın çeşitli bölgelerinde, dünyanın belki de en önemli sorunlarından biri olan temiz ve içilebilir suya erişim sıkıntısı çekenlerin suya ulaşmasına odaklanıyor. Buna olanak sağlamak için yola çıkan Çağlar Demirkapı ve Hakan Girginer, dünya üzerinde adının bile duyulmadığı köylere giderek, insanları suyla buluşturuyorlar. Su Savaşları’nın birinci bölümünde ilk durak Nijer. Nijer’in Foumbia köyünde onları 11 yaşındaki Fatma karşılıyor.

Fatma’nın dünyası çok farklı. Fatma ve onun yaşındaki daha pek çocuk ile anneleri, suya erişebilmek için her gün 8 saat yol yürümek zorundalar. Ne kadar yabancı geliyor değil mi? 8 saat! İstisnasız her gününüzün üçte birinin su yolunda geçtiğini düşünün, bunun nasıl bir yaşam olduğunu hayal edebiliyor musunuz? Her zaman rahatlıkla su bulabilen bizler için, temiz suya erişim probleminin önemini anlamak ve kendimizi onların yerine koymak biraz güç. Hayatımızda yer alan çoğu şey için geçerli olduğu gibi, bolca sahip olduğumuz suyun kıymetini anlamakta henüz zorlanıyoruz. SuCo olarak yarattığımız ürünlerin ve yaptığımız iletişimin de odağında, kaynaklar azalmadan değerlerini farkına varmak, son noktaya gelip zorda kalmadan harekete geçmek yer alıyor.

Belgesel, bazı çarpıcı istatistik verileriyle başlıyor. Bunlardan bazıları, dünya üzerinde 1 milyar insanın su sıkıntısı çektiği ve her yıl 5 milyon insanın suyla bağlantılı hastalıklardan dolayı hayatını kaybettiği. Ayrıca belgeselde, dünya üzerinde 40 ülkede ciddi bir su krizi yaşandığı, her 20 saniyede 1 çocuğun bu yüzden hayatını kaybettiği söyleniyor. Belgeselin devamında, Fatma ile sabah ve akşam 4 saat olmak üzere her gün köyüne en yakın kuyudan su taşımak için yürüdüğü çöl yolunda tanışıyoruz. Fatma, kendisi ve buradaki bütün kız çocuklar için, “Suyu taşımak bizim hayatımızda bir rutin, ilk eğitimimiz bu.” diyor.

Çağlar Demirkapı ve Hakan Girginer’in amacı da bu düzeni değiştirmek ve köyde su kuyusu açmak, köy halkının temiz ve içilebilir suya erişimini sağlamak. İlk geldiklerinde köyün bir şefi olduğunu ve olan biten her şeyin ilk önce ona danışıldığını öğreniyorlar. Dolayısıyla şefin yanına giderek köye su getirmek istediklerini anlatıyorlar. Nasıl derseniz, burada insanların çoğu Fransızca biliyor. Şefin onay vermesiyle ondan su kuyusunu nereye kazabilecekleri, yağmurun durumu, nasıl bir toprak yapısına sahip oldukları gibi bazı temel bilgiler alıyorlar ve macera başlıyor.

Tahmin edersiniz, böyle bir işlem için haliyle bazı teknik ekipmanlar ve makinalar gerekli. Dolayısıyla kahramanlarımız, köye bir saat mesafedeki Youri’de kurulan bir pazar yerine düşürüyorlar yollarını ve daha önce kuyu açmayı denemiş bir köylü ile konuşarak ondan makinesini satın alıyorlar. Sondaj yapacakları alanı seçerken özellikle büyük bir ağacın gölgesinde olmasına dikkat ediyorlar; bunun sebebi ise hem köy halkına suyun nerede olduğunu belli etmek, hem de insanların su alırken gölgede almasını sağlamak. Tabii ki süreç boyunca çeşitli zorluklar çıkıyor, örneğin hidrolik patlıyor! Ama vazgeçmiyorlar, yedeğini bulup tamir ediyor, çalışmaya devam ediyorlar.

Sonuç ne oluyor diye soracaksınız, Foumbia köyü sakinleri artık içilebilir suya erişim sıkıntısı yaşamıyor. Su kuyusunu açıyor, köy halkını temiz suyla buluşturuyorlar. Yalnızca çocukların, kadın ve erkeklerin, yerden fışkıran suya koştukları ana tanıklık etmek için bile bu belgeseli izlemelisiniz. O heyecanı, coşkuyu ve minneti iliklerinize kadar hissediyorsunuz.

Çağlar Demirkapı, bir röportajında “Afrika keşfedildiğinden beri birileri gelip hep bir şeyler götürmüş buradan, biz ise buraya bir şeyler bırakmak istiyoruz.” diyor. Yani aslında, belgeselin bir de tarihi ve kültürel boyutu da var; bir yandan doğal kaynakların kullanımına olan duyarlılığımızı arttırırken, bir yandan da bizleri bambaşka kültürler ve hayat tarzlarıyla tanıştırıyorlar. Ve şüphesiz ki, Foumbia köyüne yalnızca su getirmiş olmakla kalmıyor, bağlantılı olarak buradaki halka iyi bir gelecek ve eğitim imkanı sunuyorlar. Bizler için alışılmış bir imkan olan temiz suyun, başka bölgelerde ne büyük bir nimet olduğunu tüm gerçekliğiyle göreceğiniz Su Savaşları belgeselini mutlaka izlemelisiniz.

Yazan: İrem Bali

Yorumlar (6 Responses)

03 September, 2019

mutlu örcün

bu sabah iş çıkışı eve geldim gecevardiyasından çıkmışım ilk gün uykusuzlukdan bitiyorum biraz soluklanayım derken tesadüfen progamınızı izledim.Allah sizin gibi dünyamızı koruyan kollayan kahramanlardan razı olsun.inanın afrikalı kızımızın ve ailelerin program sonunda yaşadıkları sevinçi görünce gözümden sevinç yaşları geldi.ben bir fabrika işçisiyim benim ne faydam olur ki demiceğim ve programınızı tüm tanıdıklarıma anlatacagım ayrıca benım içinde bir göreviniz varsa seve seve ben ve çocuklarım yanınızdayız.daha çok çaresizlere çare olmanızı dilerim iyi ki varsınız

03 September, 2019

Mustafa Çiğdem

Sizi hayranlıkla izliyorum. Gerçekten çok kutsal bir iş yapıyorsunuz. Emekliyim, zamanım var. Sizin çalışmalarınıza bende katkıda bulunabilir miyim?

25 July, 2019

Bekir Yılmaz

Çok beğendim, gönüllü olarak sizinle yazın yıllık izninde çalışmak isterim.

25 July, 2019

Nurcan akbal

Çok izliyorum ve yardim toplamak için neyapabilirizz

24 June, 2019

Murat kargi

Yardım konusu ile ilgili konuşmak isteriz yetkili birisiyle

Yorum yaz (all fields required)

Yorumlar editör onayının ardından yayınlanacaktır.