2020 YAKLAŞIRKEN: DOĞAYLA YENİ BİR SÖZLEŞME

İçinde eşsiz güzellikte mucizeler barındıran ve biz insanoğlu dahil, milyonlarca canlıya ev sahipliği yapan bir gezegende, hep birlikte yaşıyoruz. Yaşadığımız gezegen ise, doğal kuvvetler yerine bizlerin kendi ellerimizle yarattığımız yıkıcı jeolojik çağ sebebiyle her gün daha fazla çevresel tehdite maruz kalıyor. Peki birçoğumuz neden içinde büyük bir istek hissetmesine rağmen tüketim alışkanlıklarında değişiklik yaratmakta bu kadar zorlanıyor, bu yolda önümüze ne çıkıyor? 2020 kapıya dayanmışken; hep birlikte doğaya olan bakış açımızı sorgulamak ve belki de kendi kendimize koyduğumuz bariyerleri keşfetmek istedik. Yeni yılda en büyük dileğimiz, insanoğlunun yaşadığı dünyanın ekolojisiyle çatışmayı bırakarak onunla uyumlanmaya niyet etmesi. Doğayla yeni bir sözleşme yapmak zorundayız ve yeni yıla haftalar kala, bundan daha iyi bir zamanlama olamaz.

Birçoğumuz gezegenin iyiliği için hayatımda daha iyi ne yapabilirim sorusunu kendine sıkça soruyordur. Ve eminiz, yine birçoğumuzun kendisi için belirlediği yeni yıl hedefleri arasında günlük hayattaki eylemleri ve alışkanlıklarında doğaya duyarlı olacak şekilde değişiklikler yapmak vardır. Bu yazımızda, bugüne kadar sizi bu değişiklikleri yapmaktan alıkoyan düşünce kalıplarından söz edeceğiz ki, yeni yılda onları ardımızda bırakabilelim.

Gelin, ilk adımımız doğa ile ilgili duygu ve düşüncelerimizi anlamak olsun. Doğanın bize ne ifade ettiğini keşfedelim ki, fazla düşünmeden gerçekleştirdiğimiz sürdürülebilir olmayan eylemlerimizin doğa üzerinde yaratacağı olumsuz sonuçlar ile gerçek anlamda bağ kurabilelim. Gözlerinizi kapatın ve en son ne zaman doğanın içinde zaman geçirdiyseniz, o ana gidin. İçinde bulunduğunuz ortamı gözünüzde canlandırın, yeşilin her tonunu görün o karede, kuş seslerini duyun. Nasıl hissediyorsunuz? Ağaca, suya, toprağa değmek nasıl bir his? Peki ya, gökyüzüne baktığınızda ne görüyorsunuz, neler kıpırdıyor içinizde? Mutluluk, neşe, canlılık hissi? Kendinize o ana yolculuk edip tüm bunları içinizde hissetmek için zaman verin. Hazır hissettiğinizde gözlerinizi açın ve duygularınızı önünüzdeki kağıda not edin. Bu kağıda kaydettikleriniz, bu umut dolu yolda olur da tökezlerseniz, yanınızda olarak size rehberlik edecek ve doğanın size ifade ettiği değerli hisleri hatırlatacak.

Unutmayın ki, doğayı korumak adına elimizden gelenin en iyisini yapmadığımız her gün, içimizde canlanan bu güzel duyguları baltalamakla kalmıyor; kendimiz bir yana, onları sevdiklerimizin ve gelecek nesillerin elinden de almış oluyoruz. Ne engelliyor bizi?

Hepimizin hayatları biricik. Yaşadığımız deneyimler, gün içinde karşılaştığımız insanlar ve durumlar kendine özgü. Bu sebeple hepimiz, her konuyla ilgili belli düşünce kalıpları taşıyoruz zihinlerimizde. Sürdürülebilirlik ve atık konusu da bunlardan biri. Hep birlikte, bizi doğaya duyduğumuz saygıyı aksiyona dönüştürmekten alıkoyan düşünce kalıplarını keşfetmeye ne dersiniz? En yaygın olduğunu düşündüğümüz birkaç tanesini beraber inceleyelim.

“Bir tek benim çabamla ne değişecek?”

Belki de en yaygın olanı. Böyle bir düşünceniz varsa, öncelikle şunu fark etmeyi deneyin: evet, tabii ki tek başınıza çok büyük ölçeklerde değişimler yaratmanız zor. Ama kendinize sorun: küçük, belki de küçücük bir değişim, sıfır değişimden her zaman daha iyi değil midir? Evet, soyu tükenen bir canlı türü için gidişatı tek başınıza değiştiremeyebilirsiniz ama matara alışkanlığı edinerek satın almadığınız her tek kullanımlık pet şişe ile 400 yıldan fazla bir süre boyunca doğada kalacak bir atığın önüne geçebilirsiniz. Sizce buna değmez mi?

“Ya başaramazsam?”

Sürdürülebilir bir yaşam düzeni, günlük hayatınızın her alanında atıksız bir düzen benimsemek anlamına gelmiyor. Eğer bundan iyice emin olursanız, ‘ya başaramazsam’ düşüncesinin ve dolayısıyla mükemmel olana ulaşma fikrinin peşinden sürüklenmek yerine, yapabildiğinizin en iyisini yapma düşüncesinin güvenini hissedebilir, yalnızca bunun yeterli olacağını bilirsiniz.

Ya başaramazsam diye düşünüyorsunuz çünkü yaşamınızın her noktasını değiştirmeniz gerektiğini düşünüyorsunuz ve normal olarak bu ilk bakışta sizi korkutuyor. Belki sürdürülebilir bir yaşam düzeni için ilk adımları atacaksınız ve bir gün gelecek, bez çantanızı evde unutup marketten plastik poşet almak durumunda kalacaksınız. İnsanız, bunlar olacak. Siz yalnızca olumlu bir değişim için çaba sarf etmenin mutluluğunu hissedin ve her zaman için bu yolda ilerlemeye devam edin. Bu yol size her gün daha fazla gelişme ve öğrenme imkanı sunacak. İlerledikçe, kendiniz için daha sade, kaliteli ve anlamlı bir yaşama kapı araladığınızı göreceksiniz. Sıfır atık şeflerinden Anne Marie Bonneau’nun harika bir sözü var: “Sıfır atığı kusursuz bir şekilde uygulayan küçük bir grup insana değil, onu kimi zaman eksik ve kusurlu olarak uygulayan milyonlarca insana ihtiyacımız var.”

“Çok zor / yorucu / uğraştırıcı.”

Bu düşünce kalıbının kaynağı da aslında “ya başaramazsam?” korkusuna dayanıyor. Neden zor, yorucu veya uğraştırıcı geliyor? Çünkü tam anlamıyla başaramamaktan korkuyorsunuz. Ya yeterli değilsem diye soruyorsunuz kendinize. Biz de diyoruz ki, yeterli olmanızı beklemiyoruz, elinizden gelenin en iyisini yapın, gezegen için yeter! Aklınızda zor, yorucu veya uğraştırıcı olarak tanımladığınız her şeyi bir kenara bırakın, zamanı gelirse onlara geri dönersiniz. “Basit” dedikleriniz ile adım atın yola: bu kimi için matara kullanmaya başlamak olabilir, kimi için alışverişe bez çanta ile gitmeye başlamak, kimi için ise gıda atıklarını biriktirip kompost yapmak. Size bırakıyoruz! Sürdürülebilir yaşamın değişmez ve sabit bir formulü yok.

Yazımızı sonlandırırken, bir sonraki hafta yani yeni yılın ilk haftasında sizlere yol gösterebileceğini düşündüğümüz ilham dolu ve doğa dostu hareketlerden söz edeceğimizin haberini verelim. Çıktığınız bu mucizelerle dolu yolculuğun ilk haftasında, sizlerleyiz!

Yazan: İrem Bali

Yorum yaz (all fields required)

Yorumlar editör onayının ardından yayınlanacaktır.