ÜÇLÜ AY SEMBOLÜ: DİŞİL ENERJİNİN 3 EVRELİ DÖNÜŞÜMÜ

Ay, bugüne kadar ulaşan birçok eski kültürde yer edinmiş bir kült. Ay döngüleriyse, birçok inanışa göre insanoğlunun hayat boyu içinden geçtiği birtakım evrelerin temsilleri. Sembollerin gizemli dünyalarına, sahip oldukları anlamlara ve hikayelerine meraklıysanız; üçlü ay sembolünü tanırsınız. Bu sembol, pagan öğretilerinde tanrıçalara özgü üç evrenin temsili olarak yorumlanıyor ve ayın her fazı, bir tanrıçayı simgeliyor. Biz de bugün, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün ilhamıyla doğa ve kadın ilişkisini, üçlü ay sembolünün hikayesi üzerinden keşfediyoruz.

Paganizmin ne olduğundan kısaca söz ederek başlayalım. Kadim doğa öğretilerine dayanan tüm yaşam tarzlarını içine alan paganizm, doğadaki bütün varlıkları kutsal kabul eden, çok geniş kapsamlı bir terim. Birçok inanış biçiminde olduğu üzere; dört ana element yani su, ateş, toprak ve havaya paganizmde de büyük önem veriliyor. Sebebi; dengenin ve döngülerin koruyucuları olarak kabul edilmeleri. Paganlar, evreni her daim uyum içinde olan bir bütün olarak görüyorlar. Onlara göre, bu bütünün her zaman için iki parçası var; eril ve dişil parçalar. Bu parçalar, aynı zamanda doğanın birbirinden farklı yönlerini de temsil ediyorlar. Dolayısıyla, paganizmde önemli olanın doğanın bir parçası gibi hissetmek ve hatta, ritüel ve gelenekleri doğanın döngüleriyle uyum içinde gerçekleştirmek olduğunu söyleyebiliriz.

Başta belirttiğimiz üzere, paganizmde en çok öne çıkan  olgulardan biri dişil enerji. Gücünü tanrıçaların vizyonu  aracılığıyla sağlamlaştıran paganizmde kadınlar; kendi dişil  enerjilerini önce fark etmekle başlıyorlar ve hikayeleri bu  enerjiyi sınırsızca açığa çıkarmaya kadar gidiyor. Bu  yolculuktan adeta sorumlu kabul ediliyorlar. Kimi, bunu  ataerkil olarak kabul edilen her şeyin karşısında durarak  yapıyor; kimiyse var olanın yanında, kendine özgü yeni bir  anlayış ortaya koyarak. Her kadınınsa kendi  yolculuklarında mitolojiden şarkıya ve dansa, birbirinden yaratıcı yollara başvurduğunu görüyoruz.

Ayın üç fazı, tanrıçaların birbiri ardına geçtiği üç evreyi temsil ediyor demiştik. Söz ettiğimiz üçlemeolgusu aslında pek çok inanış biçiminde karşımıza çıkıyor. Ancak bunlardan en bilineni, Yunan mitolojisinden bir tanrıça üçlemesi; Artemis, Selene ve Hecate üçlemesi. Gelin, kendilerinin yol arkadaşlığıyla, bu evrelere yakından bakalım.

Ayın döngülerine ilk aşamada hilal formunda başladığını biliyoruz. Tanrıçaların bakireevresini temsil eden hilal fazı, bir tür yenilenmeyi ve başlangıcı simgeliyor. Bu yüzden de masumiyet ve saflıkla sıkça bağdaştırılıyor. Hilal, aynı zamanda biraz sonra tanışacağınız karanlık aydan sonra bilge ve yaşlı tanrıçanın girdiği yeni döngü; bir nevi yeniden doğuş. Dolayısıyla, bu süreçte sevginin, neşenin ve umudun varlığı çok belirgin. Dişil enerji ise henüz zayıf olmasına rağmen, eril enerjiyle olan dengeli ilişkisini koruyor diyebiliriz.

Yunan mitolojisine baktığımızda, bu evrenin karşılığı olarak Bakire Tanrıça olarak bilinen Artemis’i görüyoruz. Aynı zamanda vahşi hayvanlar ve doğa, avcılık ve doğurganlık tanrıçası olan Artemis, Apollon’un kardeşi. Apollon’dan bir gün önce doğuyor ve kardeşinin doğumu sırasında annesine yardımcı oluyor. Bu süreçte annesinin ne kadar acı çektiğine tanıklık ediyor ve bu tanıklık, Artemis’in bakire kalmaya ve evlenmemeye yemin etmesiyle sonuçlanıyor.

Ayın ikinci ana evresiyse dolunay; içsel enerjilerin en fazla yükseldiği, sezgilerin ve hislerin güçlendiği, durugörü yeteneğinin gelişimi için en uygun ortamın sağlandığı faz. Tanrıçaların kozmik anneformuna geçişini simgeleyen dolunay; Yunan mitolojisinde ay tanrıçası olarak tanınan, Hyperion ve Theia isimli titanların kızı Selene ile özdeşleştiriliyor. Bugüne dek çoğu kaynakta boğaların çektiği gümüş bir araba üzerinde, elinde meşalesiyle dünyayı dolaşır şekilde betimlenen Selene; dolunay evresinde gerçekleşen, bakirelikten anne olmaya geçişitemsil ediyor.

Ay döngülerinin son evresiyse karanlık ay veya bir diğer bilinen adıyla, yeni ay. Birbirleriyle olan geçişli ilişkileri sebebiyle, hilal evresiyle çokça karıştırılan bu evrede; dünyadan bakıldığında ayın yalnızca karanlık tarafı gözüküyor. Karanlık içerisinde geçen bu süreç, bu sebeple sonlanmaları temsil ediyor. Doğası gereği mistik, gizemli ve sırlarla dolu oluşuysa bilgeliğin simgesi olarak yorumlanıyor.

Ayın bu fazında, yönümüzü Yunan mitolojisine çevirdiğimizdeyse kocakarıolarak da anılan bilge ve yaşlı tanrıça, Hecate’yle karşılaşıyoruz. Anneliğin tamamlandığı ve yaşlılık sürecine girildiğievredeyiz. Ancak burada çok önemli bir noktadan söz etmekte fayda var: karanlık ay gerçek anlamda bir son değil çünkü ay sürekli bir değişim ve dönüşüm içinde. Bu yüzden evet, tam da aklınızdan geçtiği gibi, Hecate tekrar bakireye dönüşerek bu devinimi yeniden başlatıyor ve döngülerin devamlılığını sağlıyor.

Başlangıç hilaldi, ay büyüdü ve dolunay oldu, en son küçülerek karanlık aya evrildi ve hayır, yolculuk bitmiş değil. Karanlık ay, hilale geri dönecek ve yeniden doğum gerçekleşecek şimdi. Dişiliğin üç dönüşümü de aynı hikayeyi barındırıyor içinde: bakire, anne, kocakarı, sonra yeniden bakire.Hiç bitmeyen bir yolculuk. Bu üçlemenin bilincin üç boyutunu sembolize ettiği yorumuna sahip olanların sayısı da çok. Bu boyutların sırasıyla saflık, yaratıcılıkve bilgelik olduğuna inanılıyor.

Peki ya, ay tanrıçasının suyla özdeşleştirildiğini biliyor muydunuz? Sebebi, ayın döngüleri. Ve tabii; suyun doğası gereği akışkan ve değişken oluşu, sürekliliğini koruyan devinim ve dönüşümleri simgeleyişi.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde, doğayla aranızdaki özsel bağı hatırlayın. Unutmuş olabilirsiniz, yeter ki yeniden hatırlayın. Unutmayın, hikayede ne başlangıç, ne de son var; aslolan devamlılığı korumak.

Siz hep ilerlemeye bakın.

Yazan: İrem Bali

Yorum yaz (tüm alanlar zorunludur)

Yorumlar editör onayının ardından yayınlanacaktır.

Turkish