ECE GÖZEN İLE SÜRDÜRÜLEBİLİR MODA ÜZERİNE

SuCoBlog’un bu hafta; bilim, teknoloji, matematik, sanat ve kültürü harmanladığı duyarlı tasarımlarıyla öne çıkan bir konuğu var, Ece Gözen. Kendisi ile laboratuvar ortamında bakterilerden ürettiği vegan deri ve bio-plastikten bahsettik, moda endüstrisinde kullanılan materyallere yakından baktık, bu yıl Elle Style Awards’da ilk defa yer alan “Sürdürülebilir Moda” kategorisinde aldığı ödülden konuştuk ve yaratıcısı olduğu Gozen Institute’u bir de ondan dinledik. Gelin, başlayalım.

Merhaba Ece! Öncelikle bize ayırdığın değerli zamanın için teşekkür ederiz. İstersen başlayalım... Yaptığın ilham verici işlerden söz etmeden önce, seni daha yakından tanıyabilir miyiz?

2012 yılında diploma projem ile Vogue İtalya’dan Sara Maino ve Franca Sozzani tarafından "En Vizyoner Tasarımcı" seçilerek kariyerime başladım ve 2013 yılında markamı "Ece Gözen" olarak kurdum. Her zaman, tüketim çılgınlığını ve milyonlarca insanı kendine çeken moda olgusunu daha akıllıca kullanma peşindeydim. Bilim, matematik, felsefe ve doğa en büyük güç kaynaklarım oldu. Kısa zamanda "sport couture" olarak tanımladığım tarzımla güzel işler yapmaya devam ettim ancak 2016’da Cfe London tarafından kazandığım ödül sayesinde Londra’ya davet edildim.6 aylığına buraya taşımam yaptıklarımı daha geniş bir çerçeveden görmemi sağladı ve modaya bakış açımı tamamen değiştirdi, çünkü kendimi daha çok keşfettim. Centre for Fashion Enterprise’ın çok değerli danışmanlarından aldığım mentorlukla beraber tamamen ne yapmak istediğime ve istemediğime odaklandım. Onlara yansıttığım Ece’yi herkesin görmesi gerektiği konusunda beni çok desteklediler. Ben de tasarımcı kişiliğimin dışındaki Ece’yi gizlemek yerine daha aktif bir hale getirmek istedim.

Sadece başarılı koleksiyonlar yapıp, satıp, defileler yapmanın hayalim olmadığını anladım. Bilim ve doğa aşığı bir insan olarak, bunlarla dünyaya bir katkı sağlayamayacağımı anladığım noktada yolumu, yönümü, vizyonumu, tasarım felsefemi ve dünya görüşümü aktarabildiğim, "Gozen Institute" adını verdiğim, bilimin, sanatın ve tasarımın sürdürülebilir bir dünya için çalıştığı bir marka yaratmak istedim. Son 2 senedir koleksiyonlarımı çıkarmayı durdurarak daha faydalı işler yapabilmek adına çok yoğun bir araştırma dönemine girdim. Materyal araştırmacılığına ve bio-tasarımcılığa geçiş yaparak, defilelerden laboratuvarlara olan yolculuğum da bu şekilde başladı. Akademisyen bir tasarımcı olmayı istediğimden de bir yandan da üniversitelerde çalışmalarıma devam ediyorum.

 

MUUSE- VOGUE Talents Award 2012’de ‘En Vizyoner Tasarımcı’ seçilerek birinciliği kazandın, İMA'nın 10'uncu yılı şerefine yarattığın proje Contemporary İstanbul'da sergilendi... Tüm bu başarıları elde ettiğin kariyer odaklı süreçler nasıl gelişti senin için?

Tabii ki bunlar kariyer odaklı başarılar olsa da benim her zaman birinci önceliğim iç dünyamı dış dünyaya ne kadar doğru aktarabildiğim oldu. Yaptığım işleri hiçbir zaman "meslek" olarak görmeden tutku ve heyecanla yaptığımı söyleyebilirim. Ortaya koyduğum her iş; kendi yolumda ilerken, değişim ve dönüşümlerimin farklı farklı yansımaları. Hal böyle olunca da ben mesleğim olmuş olmuyorum, mesleğim ben neysem ona dönüşüyor. Bu konuda çok sınırsızım, asla kendimi tek bir şeye ait gibi hissetmiyorum. Hatta her şeye ait gibi hissediyorum. İşin sırrının da burada olduğunu düşünüyorum, başarı dediğimiz şey de aslında kendinizi ne kadar içselleştirip, inandığınız şeylerin peşinden ne kadar koştuğunuzla alakalı. Bu süreçlerin belli başlı ödüllerle taçlandırılıyor olması da bana hep inandığım şeylerin peşinden hep koşmam gerektiğine dair güç veriyor.

Moda sektörü gibi gezegene büyük zararlar veren bir alanın içinde doğaya yarar sağlayacak değişimler yaratabilmek için çözümler arıyorsun. Günümüzün moda sektörü ile ilgili senin düşüncelerini çok merak ediyoruz. Sürdürülebilir moda gerçekten mümkün mü?

Öncelikle moda dünyasında konuşulan ‘sürdürebilirliğin’ samimiyetine pek inanmıyorum. Bana öyle geliyor ki konuştukları sürdürebilirlik, ekonomik sömürü için müthiş hızda değişen ve sadece ucunda yeni kâr potansiyellerinin olduğu trendlerden bir tanesi. Tabii ki iyi gelişmeler de oluyor ancak gerçekten bu akımın altında %100 olarak gezegen, insan ve diğer canlıların sağlıklarının gözetilmesini isterdim, ama öyle olmadığı aşikar. Bunu %100’e çıkarabilmemiz için çok çalışmamız lazım. Bu kavram sadece bir trend değil, bir yaşam felsefesi olmalı.

Benim için "sürdürebilirliğin" anlamı hem psikolojik, hem felsefi hem de spiritüel açıdan çok önemli. Dünya üzerinde yaşayan en yüksek bilinçli canlı olmanın; insan olmanın, çok büyük sorumlulukları var.Bu kadar çok gelişen teknoloji ve bilime rağmen hala üzerinde yaşadığımız evi ve içinde bizimle yaşayan canlıların hayatını yok etmeye devam edebiliyorsak mesele çok daha derin demektir. Ece olarak benim algıladığım ve oluşması gereken sürdürebilirlik anlayışı, kaybedilmiş insan, doğa ve evren arasındaki bağlantının tekrardan kuruluyor olması, etrafımızda var olan tüm canlı sistemleriyle bağlantılı olduğumuzun hatırlanıyor olması ve 7000 yıl önce ortaya çıkan sistemli bir "birlik" anlayışının tekrardan uygulanıyor olmasıyla sağlanacak bir kavram. Çünkü bana göre bu konuda değişmesi ve evrimleşmesi gereken öncelikle "insan bilinci". Bu bilinç aktive edilebilirse işte o zaman ormanlar yakılmaz, ağaçlar kesilmez, plastik kullanılmaz, okyanuslar kirletilmez, hava zehirlenmez, hayvanlar öldürülmez... Aksi takdirde mutluluğu ve sözde huzuru sadece her şeyi çok hızlı bir şekilde tüketip yokederek yakalayacağını ve her geçen gün kendini diğer insan ve canlılardan üstün gören ‘insan egosunun’ bu gezegen üzerindeki ‘insan yaşamına’ kendi kendine son verdireceğini düşünüyorum. Sürdürebilirlik, dünya üzerinde yaşayan her bilinçli insanın, kendim ve gezegenim ve üzerinde yaşayan diğer canlılar için nasıl daha iyi ve faydalı bir birey olabilirim sorusuna vereceği yanıtta saklı. Çünkü; doğa sonsuza kadar tüketebileceğimiz bir kaynak değil, yaşamın kökeni.

 

Tasarımlarında bilimi, teknolojiyi, matematiği, sanatı ve kültürü harmanlıyorsun. Laboratuvar ortamında bakterilerden vegan deri ve bio-plastik ürettin! Yaptığın işi nasıl anlatırsın, bir bio-tasarımcı tam olarak ne yapar?

Sürdürebilirlik konusunda araştırma tezlerimi hazırlarken, Birleşmiş Milletler Raporu’nda çevreyi kirleten etkenlerin %51’i hayvancılık endüstrisi kaynaklı olduğunu ve dünyada sadece 60 yıllık hasatın kaldığını gördüm. Hayvancılık için dünyadaki tarım topraklarının %68'i hayvan besiciliği amacıyla kullanılıyor. Bu korkunç bir tablo. Artık yeterli arazi kalmamasından dolayı Amazonlar’daki ve diğer tüm büyük yeşil alanlardaki ormanlar yanıyor. Ama çoğu kimse bu sebepten yandığını bilmiyor.

Artık herkesin uyanma vakti geldi diye düşünüyorum. Aksi takdirde bu şekilde devam edersek uyandığımızda yaşayabileceğiniz bir yer kalmayacak. Artık bitkisel bazlı bir diyetin gezegen ve insan sağlığı için en büyük çözümlerden olduğu aşikar. Bunu herkesin uygulaması gerekiyor. Bunun için de hayvansal ürünlerin hiçbir şekilde, hiçbir endüstride tüketilmemesi ya da en aza indirilmesi gerekiyor. Hayvanların öldürülmesi ve et tüketmemizin sağlıksal açıdan zararının dışında, bir de en önemlisi etik tarafı var tabii ki.

Kıyafet olarak deri kullanan herkesin "ama bunlar yediğimiz için kesiliyor, biz de giyiyoruz" şeklindeki açıklamaları tamamen mantıksız. Artık ne et yemeye, ne de derilerini kıyafet olarak kullanmaya ihtiyacımız var... Bu ürünlerle çok daha şık ve cool gözükmenin çok ağır bedelleri var. Moda endüstrisinin kürk ve deri üretimini tamamen durdurması gerekiyor, tüketicinin de tüm bu sebep-sonuç ilişkilerini farkında olarak bu ürün kullanımına son vermesi gerekiyor.

Ben de; "bu kadar olumsuz tablonun içinde madem insanlık olarak deri ürün kullanmaya bu kadar meraklıyız, deriye alternatif olarak nasıl malzemeler üretebilirim"in yollarına başvurdum. Bilim ve teknolojiye olan yatkınlığımı tasarımcı kimliğimle birleştirdim. Gozen Institute felsefesi altındaki birçok başlıktan biri olan malzeme tasarımı başlığı altında çevre dostu materyaller geliştirmeye çalışıyorum. Doğanın dehasını dinleyerek yurt dışında da bu çalışmalara öncülük eden işleri gözden geçirerek, birçok makale okuyarak, herhangi bir sorunda “acaba doğa bunu nasıl çözüyor” deyip biyomimikriyi kullanarak vegan/bio-deri ve plastiklerimi geliştiriyorum. Canlı organizmalarla işbirliği yaparak deri gibi gözüken tabakaların oluşmasını sağlıyorum. Onlara doku, form ve renk vererek malzemeleri geliştiriyorum. Bakterilerden elde ettiğim materyalleri tanıtırken insanların bu organizmalarla aralarına koydukları mesafeyi tekrar gözden geçirmelerini, onların da doğadaki diğer canlılar gibi ne kadar mükemmel olduklarını anlamalarını diliyorum.

İnsanoğlu olarak hiçbir tasarımı yoktan var etmedik. Yaptığımız her tasarımda biyomimikri kullanıldı. Bunu anlamamızı önemli buluyorum. Biz evlerimizi yapmadan önce karıncalar kendi evlerini inşa ediyordu, parfüm çiçeklerde vardı. İnsanların artık doğa üzerinde tahakkümü bırakıp, her şeyi ben yarattım egosundan kurtulmasını gerekli görüyorum. Bir biyotasarımcının yapması gereken tamamen biyomimikri felsefesiyle ilerleyip, bilimin ışığında yaratıcılığını ve yeteneğini doğadaki dehayı araştırarak ve ordaki döngüsel yaratımların dilini çözerek, yaşadığı dünyayı tasarım bazlı bir doğadan, doğa bazlı bir tasarıma çevirebilmek. Benim yaptığım da bu.

 

Peki, yaratıcısı olduğun Gozen Institute nasıl bir oluşum?

Gozen Instıtute’u Rafael’in Atina Okulu tablosu gibi, İskenderiye Kütüphanesi gibi hayal ediyorum. Sanat, tasarım ve bilimin bir araya gelip felsefe gibi farklı disiplinlerle buluştuğu, evrene holistik bakış açısıyla yaklaşan bir oluşum. Sezgisel ve bilgisel araştırmalarım sonucu edindiğim deneyimsel bilgileri ve içinde bulunduğumuz evreni anlamak konusunda kurduğum bağlantıları insanlara aktarmak ve hatta birlikte geliştirmek üzerine konusunda çok tutkulu hissediyorum.

İlk başlarda evimin bir odasını Gozen Institute’un ilk mekanı olarak kurgulamıştım. Orası benim için bütün araştırmalarımı somut olarak kaydedebildiğim bir not defteri gibiydi. Ruhumdan aktarabildiğim ne varsa, içimden geleni dışavurduğum bir tuval gibi. Zamanla işler o kadar güzel gelişti ki, hayaller yeni fikirlere, fikirler maddeye ve gerçekliğe dönüştü ve şu anda Nişantaşı’ndaki yeni yerimizin hazırlığı içerisindeyiz! Bunun için çok heyecanlıyım.

Mottom: "everything is connected", yani her şey bir biriyle bağlantılıdır. Burası bu bağlantıları sanatı, tasarımı, bilimi, felsefeyi kullanarak çözebileceğimiz bir yer. Bu dünyanın mensubu insanlar olarak doğayla olan bağımızı yeniden hatırlamak ve güçlendirmek bu noktada önem kazanıyor. "Gozen Institute" çatısı altında bilinçli tasarımın, sanatın ve bilimin multidisipliner olarak başka alanlarıda içerisine alarak çalışılması için benzersiz bir platform yaratıyorum.

 

Biraz da moda endüstrisinde kullanılan materyallerden söz edelim. Organik pamuk üretiminde bile büyük miktarlarda su harcandığını biliyoruz. Biyo materyaller bu noktada nasıl bir fark yaratıyor?

Öncelikle tekstil ve moda endüstrisinin doğrudan iklim değişikliği ile alakası olduğunu kabul etmemiz gerekli. Tekstilin tek başına ürettiği emisyon uçak ve deniz nakliyatlarında üretilen emisyonlardan bile fazla. İklim krizini oluşturan küresel emisyonların sırf %5’inin tekstil ve moda sektöründen geldiğini söyleyebiliriz. Çığrından çıkan hızlı moda üretimleri için düşük maliyette kullanılan sentetiklerin (petrol bazlı, naylon, polyester) kullanımlarının durdurulması lazım. Zaten kullanım ömürleri çok az olduğundan her şey direkt çöp oluyor ve bir de bunu dönüştürmeye uğraşılması gerekiyor. Hızlı moda yerine yıllardır ona anti olarak çıkmış ‘yavaş moda’nın gelmesinin artık tam olarak zamanı diye düşünüyorum. Daha yavaş zaman diliminde üretilen, uzun süre dayanıklı kalabilen, atık ve kaynak kullanımının en aza indirildiği döngüsel bir ekonomiye geçiş yapmamız gerekiyor.

Geri-dönüştürme ile alakalı çözümlerle bugünü kurtarabiliriz ancak bana göre sistemin kökten değişmesi gerekiyor. Bu da bazı küçük ama yenilikçi grupların, doğanın dehasını kullanarak moda endüstrisinin kirlilik ve atıklarına yeni çözümler bulma arayışları ile olabileceğini düşünüyorum. Amaç, biyo-fabrikasyon olarak adlandırdığımız bu teknoloji ile canlı organizmaları kullanarak biyolojik olarak çözülebilen tekstiller üretebilmek. Aynı zamanda bu çevre dostu materyalleri fabrikaya gerek kalmadan da yetiştirebilmek. Günümüzde çoğu üretilen kıyafet, plastik bazlı akrilik, naylon veya polyester kullanılarak fabrikalarda üretiliyor, bu materyallerin çoğu kimyasal olup doğada çözülebilir değiller. Ancak biyomühendisliğin desteklenmesi ile yeni yaratılacak malzemelerin doğada yüzde yüz çözülebilir ve kimyasalsız tekstiller olması mümkün olacaktır.

Günümüzün tüketim alışkanlıklarını nasıl değerlendiriyorsun? Özellikle hangi noktalarda bilinçlenmeli, günlük hayatlarımızda ne gibi değişiklikler yapmalıyız sence?

Yapmamız gerekenler esasen çok açık, gayet acil ve hemen günlük hayata uygulamamız gereken şeyler:

  • Deri ve kürk kullanımın ve üretiminin durdurulması,
  • Hayvansal ürünlerin gıdadan kozmetiğe her alanda kullanımının durması,
  • Bitki bazlı bir diyete geçiliyor olması,
  • Plastiğin günlük hayattaki kullanımının ortadan kalkması,
  • Kullandığımız her şeyin içeriğine dikkat edip çevreci materyalleri ve tasarımları destekliyor olmamız

Tabii, tüm bunları yapabilmemiz için de bilinç düzeyimizin evrilmesi, birlik olmaya istekli ve sevgi dolu olmamız ve "uyanmamız" gerekiyor.

 

Bu yıl Elle Style Awards’ta, ilk defa yer alan "Sürdürebilir Moda" kategorisinde ödül aldın ve dolayısıyla aynı zamanda bu ödülü alan ilk moda tasarımcısı oldun. Nasıl hissediyorsun? Bu başarının da vermiş olduğu motivasyonda, ilerisi için ne gibi planların var?

Sanırım ben yol açmayı ve ilham vermeyi çok seviyorum. İnsanlara farklı fikirler ve vizyonlar sunarak daha sonra herkesi kendi deneyimleriyle başbaşa bırakmak muazzam bir duygu. Bu aldığım ödülün de manevi değeri bende bu şekilde gelişerek güzel bir motivasyon oldu. Şu anda bio-materyallerimi kendi yerimde geliştirmek ve bu geliştirilen malzemelerden üretilecek tasarımlarım üzerinde çalışıyorum. Ve bu çalışmalarında sergileneceği bir bilim ve sanat projesi için koşturuyorum. Bu ‘sürdürebilirlik’ bilincini, modanın insanlara ulaşım gücünü kullanarak geliştirebilmek için de, bio-materyallerimle kendi tarzımı birleştireceğim, çok farklı bir markanın hazırlığı içerisindeyim. Aynı zamanda "Gozen Institute" workshop ve panelleri üzerinde çalışıyorum.

Son olarak hayata bakış açın ve işlerinde sana ilham veren bir motton var mı? Aynı şekilde, seni etkileyen kitap ve filmlerden birkaçını okuyucularımızla paylaşmak ister misin?

Beni en çok etkileyen kitaplar: Holografik Evren (Michael Talbot), Simyacı (Paulo Coelho), Dönüşüm Sembolleri (Carl Jung), Yaratma Cesareti (Rollo May), Göbeklitepe ve Tanrıların Doğuşu (Andrew Collins)

Çok etkilendiğim filmler: Avatar, Contact, Arrival, Earthlings, Terra, One Strange Rock serisi ve Avatar Last Airbender çizgi film serisi.

Mottom "her şey birbiriyle bağlantılıdır" ve "yok etmeden yaratmak".

Çok teşekkür ederiz!

Röportaj: İrem Bali

Yorum yaz (tüm alanlar zorunludur)

Yorumlar editör onayının ardından yayınlanacaktır.

Turkish