NATIONAL GEOGRAPHIC'TEN 25 LİTRE BELGESELİ

Her gün sadece 25 litre su ile yaşamak zorunda olduğunuzu düşünün. National Geographic, Finish iş birliğiyle hazırladığı “25 Litre” adlı belgeselinde, tam da bu senaryoya odaklanıyor. Belgesel, Gökhan Özoğuz rehberliğinde günümüzdeki susuzluk problemlerini, özellikle de İstanbul özelinde ele alıyor ve bizlere çözüme yönelik bilgiler sunuyor. İzlediğinizde göreceksiniz; tablo pek parlak değil... Ama değişim her zaman mümkün, yeter ki birlikte hareket edelim ve bir ucundan da olsa başlayalım.

25 Litre, iki boyutlu yapısıyla; bir yandan İstanbul’da su ile ilgili güncel durumu gözler önüne sererken, bir yandan da 2040 yılına gönderme yaptığı bir kurguya odaklanıyor ve bizlere gelecekte yaşanabilecek olası bir su kıtlığından söz ediyor.

Yıl 2040. Teknoloji epey ilerlemiş; akıllı saatlerimizin her ihtiyacımıza cevap olduğu, akıllı evlerde yaşadığımız bir dönemdeyiz. Bir doktor olan kahramanımız uyanıyor ve televizyonda sıfır gün uygulamasının İstanbul’da başladığınız, kişi başına tanınan su hakkı 25 litre olduğunu öğreniyor. İşe gittiğinde, hastane yönetimi aldığı yeni kararı açıklıyor: hastalara önem sıralarına göre ve mümkün olduğunca ayakta tedavi uygulanacak, antibiyotik ve serum stokları ise ihtiyaç derecesine göre dağıtılacak.

İnsanlar her sabah kimliklerini okutarak, kendileri için tanımlanmış 25 litre suyu teslim alıyorlar. Sonra sıfır gün uygulamasının 21. gününü görüyoruz, yaşam kalitesi düşmüş, insanların yüzleri gülmüyor, susuzluktan kaynaklanan böbrek yetmezliği, dizanteri gibi hastalıklarda artış büyük, en çok da çocuklar etkileniyor. 152. gün, kahramanımız yolda yürürken önünü kesiyorlar ve suyunu alıp gidiyorlar. Günümüzde nasıl para için yol kesiliyorsa, 2040’ta bunun su için yapıldığını görüyoruz.

Şimdi günümüze dönelim. Uzmanlar; 15 milyonu aşan nüfusu, hızlı şehirleşme, iklim değişikliği, tekrarlanan kuraklıklar gibi sebeplerle, İstanbul’un su kaynaklarının beklenenden erken tükeneceğini öngörüyor. 25 Litre belgeselinin de konusu tam olarak bu. Belgeselin rehberliğini yapan, Athena’dan tanıdığımız Gökhan Özoğuz girişte bizi şu sözlerle karşılıyor: 2017’de Güney Afrika hükümetinin Cape Town’da kişi başına verilecek su miktarını 25 litreyle sınırlandırma planını okuduğumda, İstanbul’un da böyle bir senaryoyla yüzleşmesinden çok korkmuştum. Bugünse büyük bir hızla kalabalıklaşan ve susuzlaşan İstanbul’a nasıl su sağlanıyor onu çok merak ediyorum. Bu yolculukta uzmanlarla bir araya gelip problemler ve çözüme yönelik bilgiler alacağım. Belki de hala yapabileceğimiz bir şeyler kalmıştır. Söylenenlere göre 20-30 sene gibi bir zamanımız var. Ve bu durumu tersine çevirebilmek için suyun mevcutken korunması gerektiğine dair tüm Türkiye’yi inandırmamız gerekiyor.”

İSKİ Su Artıma Dairesi Başkanı, Fatih Yıldız’dan öğrendiğimize göre, İstanbul’da kişi başı su tüketimi günlük yaklaşık 190 litre. Yaz aylarında ise 210 – 220 litrelere çıkıyor. Gökhan Özoğuz, bu litre hesabını tam olarak anlayabilmek için WWF İstanbul ofisine gidiyor ve burada Doğa Koruma Yönetmeni, Eren Atak ile görüşüyor. Bu noktada, su tüketim alışkanlıklarımızı temsil eden su ayak izikavramına yakından bakıyoruz.

Su ayak izinizi hesaplamak içintıklayın.

Eren Atak diyor ki, 20 yıl öncesine kadar Türkiye’de kişi başına düşen su miktarı yılda 4000 m³ iken, şu an 1430 m³’e düştü. Türkiye’de kişi başına düşen su ayak izi yani su kullanımı ise 1615 m³. Arada ortalama 185 m³’lük bir açık var.

Başta 25 litre demiştik. 25 litre ile neler yapabileceğinizi ya da yapamayacağınızı gözünüzde canlandırabiliyor musunuz? Örneğin, diş fırçalarken ortalama 6 litre su harcıyoruz. El yüz yıkamak 4 litre, sifonu bir kez çekmemiz 15 litre. Bir makine dolusu bulaşığı elde yıkayınca 103 litre su gidiyor, makinede 9 litre, bu arada sudan geçirince de 57 litre musluktan akıp gidiyor.

Su tüketimini ise ikiye ayırıyoruz: doğrudan tükettiklerimiz, yani duş almak, bahçeyi sulamak, araba yıkamak gibi aktivitelerde suya temas ederek onu kullandığımız durumlar, bir de sanal su. Sanal su; bir ürünün yetiştirme, üretme, paketleme ve hatta nakliye aşamalarında kullanılan yani dolaylı yoldan tükettiğimiz su miktarına deniyor. Örneğin, bir bardak kahve içtiğimizde aslında 140 litre su tüketmiş oluyoruz. Aynı mantıkla bir bardak portakal suyu 170 litre, 1 bardak süt 180 litre, pamuklu bir tişört 2700 litre, bir hamburger 2400 litre suya denk geliyor.

Peki bu su probleminin sürdürülebilir bir çözümü var mı? Tabii ki var. İlber Ortaylı’dan öğrendiğimiz üzere, tarih boyunca İstanbul’un susuzluk problemine hep bir çözüm bulunmuş. Belgesel bizlere soruyor, peki 21. yüzyılın çözümü hangisi?

Melen Barajı Projesi, olası çözümlerden biri. İlk sürecinin 1990’da başladığı projenin hedefinde, 185 kilometrelik Melen nehrinden, yılda 1 milyar 77 milyon m³ suyu, İstanbul’a taşımak var. Yıllar önce inşaatına başlanan projenin tamamlanması en büyük umudumuz.

Bir diğer çözüm yolu ise, her konuda olduğu gibi eğitim. Bu noktada belgesel bizleri Kokopelli Şehirde ile tanıştırıyor. Burası, konuklarına sürdürülebilir yaşam pratikleri öğreten bir eğitim merkezi. Kurucu ortağı Elif Çatıkkaş burayı, “sürdürülebilir yaşam üzerine, ekoloji odaklı bir deneyimleme alanı” olarak tanımlıyor. Kendi imkanlarıyla geliştirdikleri su geri dönüşüm sistemlerinden yağmur suyu hasatına bir sürü uygulamayı hayata geçiriyor ve bunu çok basite indirgiyorlar.

Daha büyük ölçeklerde ne yapılabilir derseniz, belgesel bizleri çok su harcıyan müşterilerine tasarruf çözümleri sunan bir firma olan Artemis Arıtım’a doğru yolculuğa çıkarıyor. Burası, atık suları geri kazanıldığı, suyun tekrar tekrar kullanıldığı ve sanayiye geri kazandırıldığı bir tesis.

Su kaynaklarının azalması hep geleceğin bir problemi olarak görülürdü. Ama anlamalıyız ki, gelecek geldi. Gelecek, bugün. Çözüm ise, suyu varken korumak. Bilinçle ve birlikte hareket edersek, her gün mümkün. İşe günlük tüketim alışkanlıklarımızı değiştirerek başlamak gerekiyor. Matara kullanmak, alışverişe bez çantayla gitmek, tek kullanımlık plastikleri hayatımızdan çıkarmak bu yolda ilerlemek için güzel adımlar olabilir.

Her zamankinden daha sorumlu ve ölçülü olursak, başarabiliriz. 25 Litre belgeseli de aynen bu düşünce ile son buluyor. Son sahnede, 2040 yılına geri dönüyoruz ve “Yetkililer tarafından yapılan açıklamaya göre, vatandaşların su tasarrufundaki hassas yaklaşımı ile İstanbul’daki su seviyesi maksimum kapasiteye ulaşmıştır, sıfır gün uygulaması 5 yıl ertelenmiştir”haberini öğreniyoruz. Hadi, sıra bizde!

Belgeseli izlemek içintıklayın.

Yazan: İrem Bali

Yorum yaz (tüm alanlar zorunludur)

Yorumlar editör onayının ardından yayınlanacaktır.

Turkish