MİNİMALİZM 101: AZ VE ÖZ BİR YAŞAM TARZINA GİRİŞ

Koşuyoruz. Yoldan çıkmak pahasına koşturup durarak geçiyor günlerimiz. Ve yol üzerinde, yarınları düşünmeden bilinçsizce tüketerek ilerliyoruz. Hep daha fazlasını düşlemek, hep daha fazlasına sahip olmanın peşinde koşmak sizce de çok yorucu değil mi? Evet dediğinizi duyar gibiyiz. Öyleyse gelin, bu döngüye dur demek için bir adım atın ve minimalizm akımıyla tanışın.

Nedir minimalizm? Becoming Minimalist’in kurucusu Joshua Becker, minimalizmi kişinin hayatında en çok değer verdikleri için bilinçli olarak yer açması ve onu bu yoldan alıkoyan ne varsa onlardan vazgeçmesiolarak tanımlıyor. Bu tanımdan yola çıkarak, minimalizmin ilk adımı kişinin kendisi için en değerli olan şeyleri belirlemesidir diyebiliriz. Diğer önemli noktaysa, yine Becker’ın tanımında yer alan bilinçlikelimesi. Evet, minimalizmin en öne çıkan niteliklerinden biri; birtakım alışkanlıklardan, davranışlardan veya eşyalardan bilinçlibir şekilde uzaklaşmayı mümkün kılması.

Bir yaşam şekli diyebiliriz minimalizm için, odağına daha az’a sahip olarak daha sade, basit ve doyumlu yaşamayıalan bir yaşam şekli. Bize diyor ki, önemli olan; hayatı şey’lerle değil, anlamlı deneyimlerle doldurmak. İşte bu yüzden, aynı zamanda sürdürülebilir bir toplumsal düzen yaratma yolunda da önemli bir akım minimalizm.

Maalesef ki günümüzde minimalizm ile ilgili pek çok yanılgı mevcut. Birçok kişi, minimalist yaşam tarzının büyük fedakarlıklar gerektirdiği düşüncesine kapılıyor. Oysa minimalizm bir kurallar bütünü değil, bir bakış açısı. Herkesin ondan ne anladığına ve hayatında çeşitli değişimlere ne oranda kapı aralamak istediğine bağlı olarak şekillenebilecek, aşamalar ve seviyeler halinde yavaş yavaş ilerlemeye müsait bir yaşam tarzı. Tabii bu noktada, kişinin önce kendisine “Minimalist bir yaşam şekli benim için ne ifade ediyor?” sorusunu yöneltmesi ve net bir cevapta karar kılması gerekiyor, bunun altını çizelim.

Minimalizmin sahip olmaylailişkisini ise şöyle açıklayabiliriz: önce, sahip olduğunuz her şeye gerçekten ihtiyaç duyduğunuzdan emin olmanız gerekiyor, bu ilk adım. Yani bilinçli bir şekilde, “Ben buna sahibim çünkü benim şu ihtiyacımı karşılıyor” diyebilmelisiniz. Sonraki konu, sahip olduklarınızın tümüyle farkında olarak, onlarla mutlu olmak ve minnet duymak. Tabii aynı zamanda, sahip olmadıklarınız için kötü hissetmemek ve endişe duymamak da bu ilişkiye dahil. Çünkü bir düşünün, neye sahip olduğumuzu söyleyebiliriz ki gerçek anlamda? Ne her şeyiyle size ait,kendi özünüzden başka?

Aslına bakarsanız, problem çok fazla şeye sahip olmak değil; problemin kaynağı, sahip olduklarımıza yüklediğimiz anlamlarda yatıyor. Çünkü bu anlamlar, gün sonunda daha fazlasına sahip olma dürtümüzü tetikliyor. Örneğin, güzel kıyafetlere, teknolojik aletlere, büyük bir eve veya arabaya sahip olmayı; başarıyla, sevgiyle, mutlulukla, doyumla, keyifle özdeşleştiriyoruz. Yani materyalist öğeleri, hayallerimize giden yollar ya da araçlar olarak görüyoruz. İşte tam da burada, bitmek bilmeyen bir döngü başlıyor. Biz, hayallerimize ulaşmak için bu saydıklarımıza ihtiyacımız olduğuna inandıkça daha fazlasına sahip olmak için çalışıyoruz. Bu, bilinçsizce tüketmeyi beraberinde getiriyor ve sonra bir bakıyoruz; hayallerimizi unutmuşuz, günlerimiz bu materyal öğeleri elde etmek için bitmek tükenmek bilmeyen bir mücadele vererek geçip gitmeye başlamış.

Minimalizmin yaptığı, bizi bu döngüden çekip çıkarmak aslında. Az önce söz ettiğimiz hatalı özdeşleştirmelere dur demek ve bizi özgürleştirmek. The Minimalistsolarak tanıdığımız Joshua Fields Millburn ve Ryan Nicodemus da bizle aynı fikirde olacak ki, minimalizmle ilgili şunu söylüyorlar:

“Minimalism is a tool that can assist you in finding freedom. Freedom from fear. Freedom from worry. Freedom from overwhelm. Freedom from guilt. Freedom from depression. Freedom from the trappings of the consumer culture we’ve built our lives around. Real freedom.”

“Minimalizm özgürlüğü bulma yolunda size yardımcı olabilecek bir araç. Korkudan özgürleşme. Endişeden özgürleşme. Bunaltıdan özgürleşme. Suçluluk duygusundan özgürleşme. Depresyondan özgürleşme. Hayatlarımızı etrafında şekillendirdiğimiz tüketim toplumunun tuzaklarından özgürleşme. Gerçek özgürlük.”

Psikolojide habituation (alışma)diye bir terim vardır, belki bilirsiniz. En temel anlatımla, uzun süredir devam eden ya da sık sık tekrarlanan uyarıcılara karşı verilen tepkilerin azalması olarak tanımlanır (Thompson & Spencer, 1966). Bu alışma halini hepimiz, günlük hayatlarımızda deneyimliyoruz; belki de hiç farkına bile varmadan, her an yaşıyoruz. Sahip olduğumuz güzelliklerin farkında olup minnet duymak yerine, hep bizde olmayanlara odaklanıyor ve onları elde etmek için çabalıyoruz. Ulaşması zor ve yeni olan her şey bize çok çekici geliyor.

Öyleyse birlikte minik bir egzersiz yapalım: Uzun zamandır satın almak istediğiniz bir tüketim ürününe sonunda sahip olduğunuz o anı hayal edin. O coşkulu, yüksek duygu hali en fazla ne kadar süre boyunca devam etmişti, hatırlıyor musunuz? Birkaç gün, bir hafta, iki ya da üç hafta? Sonra alıştınız değil mi? O ilk anda hissettiğiniz duygu yavaş yavaş söndü ve satın aldığınız o ürün, günlük yaşamınızın sıradan bir parçası haline geldi. İşte, habituation (alışma) derken tam olarak bundan bahsediyoruz. Bizi gerçek anlamda mutluluğa götürmekle ilgisi olmayan şey’lere sahip olmak için mücadele vermek, bitmek bilmeyen bir arayış içine sokuyor bizi. Günün sonundaysa, kendimizi yine hiçbir şeyden tatmin olmamış buluyoruz, çünkü sahip olmadığımız birtakım şeyler her zaman var ve her zaman olacak.

Biraz da, minimalist bir yaşam tarzına geçişin ne gibi adımları beraberinde getirdiğini konuşalım. Öncelikle, şey’ler yerine, hayatınızda karşınıza çıkan deneyimleri önemseyin. Nicelik yerine niteliğe değer verin. Günümüzde ortaya konan psikolojik bulgular da, deneyimlerin ve yaşanmışlıkların; elle tutulabilir, somut şey’lere kıyasla, uzun vadede insanlara daha fazla mutluluk getirdiğini söylüyor.

Azaltın, sadeleşin, hayatınızı basitleştirin. Evinizdeki eşyalar ve kıyafetlerinizi şöyle bir gözden geçirin. Mobilyalarınız, havlular, mutfak araç gereçleri, gardıroplarınızda birbiri ardına sıralanmış giysiler; tüm sahip olduklarınızı birer birer düzenlerken her biri için kendinize şu üç soruyu sorun.

  1. Yaşamak için ona ihtiyacım var mı?
  2. Benim için manevi / duygusal bir anlamı var mı?
  3. Hayatıma mutluluk ve neşe katıyor, beni iyi hissettiriyor mu?

Sonrası çok basit; bu üç sorudan birine evetcevabı verebildiğiniz her eşyayı veya kıyafeti evinizde tutmaya devam edin, üç soruya da hayırdediğiniz tüm eşya ve kıyafetlerle vedalaşın! Tabii, sahip olduklarınızı kullanım sıklığınıza göre değerlendirmeniz de ayrıca önem taşıyor. Bunu belirlemek için, dönem dönem neleri kullanıp kullanmadığınızı gözden geçirebilirsiniz. Örneğin, son 6 aydır kullanmadığınız bir eşyayı veya giymediğiniz bir kıyafeti, muhtemelen bundan sonra da pek sık kullanmayacaksınızdır. Bunu, ona gerçekten ihtiyacınızın olmadığının bir göstergesi olarak kabul edebilir ve bir gün giyerimya da bulunsungibi düşünceleri bir kenara bırakarak onları ihtiyacı olanlara ulaştırabilirsiniz.

Yazımızın başında da belirttiğimiz üzere, minimalizm bir bakış açısı. Dolayısıyla hayata karşı duruşunuzu minimalizm çerçevesinde değerlendirerek gerekli gördüğünüz noktalarda değişikliklere gidin. Tüketim odaklı alışkanlıklarınızın yerine, sürdürülebilir ve doğaya saygılı alışkanlıklar koymayı deneyin. Alışverişe gitmeden önce ihtiyaçlarınızı bir liste haline getirin ve o listeye sadık kalın. Mevsimselliğe önem verin; lokal ve küçük işletmeleri destekleyin. Tek kullanımlık plastikleri hayatınızdan çıkarın, matara kullanın. Kullanım ömürlerini tamamlamış olan veya hayatınızdan çıkarmaya karar verdiğiniz eşyaları yeniden değerlendirmenin yollarını araştırın. Yeni bir şeyi satın almadan önce; sahip olduklarınızı onarmayı, farklı şekillerde kullanmayı deneyin. Dijital minimalizmle tanışın. Ve en önemlisi, hayatınızda yer verdiğiniz her şeyin farkında olun, teşekkür edin.

Minimalizm, tüm bu söz ettiklerimizi içine alan, koca bir dünya. Bu dünyada daha fazla üretmek, daha az tüketmek var. Yaşama katkı sağlamak; daha çok vermek, daha az almak var. O zaman gelin, hep birlikte bugün ilk adımı atalım ve kendimize soralım: Benim için minimalizm nedir, minimalist bir yaşam tarzı bana ne ifade ediyor?

Yazan: İrem Bali

Yorum yaz (tüm alanlar zorunludur)

Yorumlar editör onayının ardından yayınlanacaktır.

Turkish