KORONAVİRÜS VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ: YAKIN BİR İLİŞKİ

“Koronavirüs’ün Anlamı Üzerine: Doğa Bize Ne Söylemek İstiyor?” adlı yazımızda da altını çizdiğimiz üzere, Koronavirüs ve iklim değişikliği ilişkisi sandığımızdan da yakından bağlantılı. Gelin, literatürden bu ilişkiyi inceleyen örneklere göz atarak başlayalım. Koronavirüs ve iklim değişikliğinin birbirini ne şekillerde etkilediğini açıklayarak devam edelim ve en son, bugünlerde Çin’de iklim değişikliğiyle ilgili yaşanan gelişmeleri sürdürülebilirlik açısından inceleyelim.

İklim değişikliklerinin sağlık açısından çok çeşitli problematik sonuçlara yol açacağı, uzun yıllardır bilim insanları tarafından öngörülen bir olasılık. Örneğin, 1992 yılında the National Academy of Sciences tarafından yayınlanan bir raporda; iklim değişikliklerinin birtakım bulaşıcı hastalıklara sebep olabileceği ve bunun gerçekleştiği senaryoda dünyanın kaynaklarının yetersiz kalacağı söyleniyordu. Dört yıl sonra Journal of the American Medical Association, iklim değişikliğinin yetersiz beslenmeden sıtmaya, birçok hastalığın yayılmasında etkili rol oynamasının muhtemel olduğunu açıkladı ve önlem almak için doktorları, iklim bilimcileri, sosyal bilimcileri iş birliğine davet etti. Aynı yıl Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) konuyla ilgili paylaştığı, yaklaşık 300 sayfalık araştırma; iklim ve sağlık ilişkisini yakından incelerken, bu kompleks ilişkinin çok sayıda faktöre bağlı olduğunu ve her bir faktörün özenle incelenmesi gerektiğinin altını çizmişti.

Peki, tüm bu uyarılar yapılırken bizler ne yapıyorduk? Biz söyleyelim, kendi işlerimizle çok meşguldük. Ve kabul edelim, pek de ihtimal vermiyorduk. Bu noktada Earth Day Network Başkanı Kathleen Rogers’ın Koronavirüs ile ilgili söyledikleri her şeyi özetliyor: “Koronavirüs ile ilgili şu anda yaşadığımız durum, devletlerin bilime kulak vermeyi öncelik haline getirmelerinin önemini gözler önüne seriyor. (...) Son birkaç hafta aynı zamanda şunu gösterdi: bir kriz anında uluslararası olarak ciddi değişimlere gidebiliyoruz, bu mümkün. İşte bu gayret, iklim değişikliği konusunda gösterilmeli.”

Bize göre bu, görünebilirlik ve ilişkilendirilebilirlik ile ilgili. İklim değişikliği hem uzun dönem etkileri olan bir konu, hem de günlük yaşantılarımızla doğrudan etkili olmadığı için bize çok uzak görünebiliyor. Bu da gerekli önlemleri bugünden almak içni harekete geçmemizin önünde duruyor. Oysa Koronavirüs, fazlasıyla görünebilir ve hayatlarımıza etkisi oldukça büyük. Peki, bu ikili birbirleriyle tam olarak hangi noktalarda bağlantıya geçiyor?

İklim Değişikliği’nin Koronavirüs’e Etkileri

 

Öncelikle bilim insanları, iklim değişikliğinin etkileri sebebiyle, zoonotik hastalıkların çok daha bulaşıcı bir nitelik kazandığını söylüyor. Çünkü iklim değiştikçe, hayvanların yaşam alanları da değişiyor – hem sınırları genişliyor, hem de karakteristik açıdan farklılaşıyorlar. Özellikle küresel ısınma, vahşi hayvan türlerinin kutup yönünde göç etmesine sebep oluyor, bu da herhangi bir bağışıklık geliştirmedikleri yeni hastalıklarla temasa geçmeleri anlamına geliyor. Aynı zamanda göçle ilgili değişimlerden dolayı çok fazla stres yaşıyorlar, bu stres bağışıklık sistemlerinin zayıflamasında rol oynuyor. Haliyle çeşitli enfeksiyonlardan etkilenme riskleri artıyor.

İklim değişikliği, aynı zamanda hayvanların yaşam alanları açısından büyük bir tehdit oluşturuyor. Kendi ekosistemlerinde alıştıkları gibi yaşamakta zorlanan türler, giderek kentsel alanlara doğru göç ediyor ve bu, taşıdıkları bulaşıcı hastalıkları bizlere bulaştırmalarında büyük rol oynuyor. Kirliliğin ve ormansızlaşmanın bir sonucu olarak azalan biyoçeşitlilik de, zoonotik hastalıkların yayılmasında bir başka etken.

Söz konusu salgın hastalıklar olduğunda iklim değişikliği yalnızca hayvan türlerini etkilemiyor, bizlerin yaşamlarında da doğrudan rol oynuyor. Nasıl mı? Gezegen ısındıkça, bağışıklık sistemlerimiz gücünü kaybediyor. Bu şöyle gerçekleşiyor: Normal koşullarda, vücutlarımız hastalıklara karşı akıl almaz şekillerde savaşma kapasitesine sahip makinalar gibi. Her duruma uyum sağlayabiliyorlar. Diyelim ki sisteme bir patojen girdi, vücut hemen ısısını yükseltiyor – yani ateşimiz çıkıyor. Bu, sistemin mikropla baş etme ve bizi uyarma şekli çünkü yükselen sıcaklık, patojenin varlığını daha fazla sürdürememesi için ortam hazırlıyor. Buraya kadar her şey harika, peki ya sonra?

İklim değişikliğinin bu işleyişi gezegenin ısındığı noktada bozuyor. Artık yüksek sıcaklıklara alışkın olmaya başlayan patojenler, sistemimiz otomatik olarak vücut ısısını yükselttiğinde de varlığını korumaya devam edebiliyorlar! Bir nevi, yüksek sıcaklıklara donanımlı hale geliyorlar. Bu da eninde sonunda, vücudun artık kendini koruyamamasına ve salgın hastalıklardan etkilenmesine kapı aralıyor.

Koronavirüs’ün İklim Değişikliğine Etkileri

İklim değişikliğinin salgın hastalıkların yayılmasına olduğu kadar, dünya gündeminin merkezine oturan Koronavirüs’ün de iklim değişikliğine birtakım etkileri var, şüphesiz. Şubat sonundan beri, dünyada en fazla emisyon salımına sahip ülke olan ve aynı zamanda Koronavirüs’ün çıkış noktası olduğu bilinen Çin tarafından paylaşılan raporlar, bu etkileri açıkça gözler önüne seriyor.

 

Verilerden ilki, hava kirliliğiyle ilgili. Endüstriyel üretimlerin ve ulaşım faaliyetlerinin ciddi oranda azalmasının sonucu Çin’de, geçtiğimiz seneye kıyasla hava kirliliği %25 oranında azaldı. Tabii bu hava kirliliği problemi büyük ölçüde çözüldü anlamına gelmiyor, uzman böyle bir azalmanın yıllık verilere dönüştüğünde yalnızca %1 gibi bir değişim yaratabileceğini söylüyor.

Yine Koronavirüs döneminde, Çin’ideki kömür ve petrol endüstrisine yönelik faaliyetlerin azalması sebebiyle karbon salınımının azaldığı biliniyor. Örneğin, Shandong’daki petrol rafinerisi operasyonları 2015’ten beri sahip olduğu en düşük seviyede. Bir yandan, salınım konusunda büyük rolü olan hava ulaşımı da önemli ölçüde azalma gösteriyor. Şubat’tan bu yana %4.3’lük bir azalmadan söz ediyoruz.

 

Bir de kara yolları ve şehir içi ulaşım meselesi var tabii. Planet Labs tarafından çekilen uydu görüntülerinden görebileceğiniz üzere; trafiğin azalması bir yana, trenler faaliyetlerini durdurdu ve ülke içi ulaşım %60-70 oranında azaldı.

Tüm bunlar bir nebze olsun olanlara daha umut dolu bakmamızı sağlasa da, altını çizmek istediğimiz önemli iki nokta var. Biri, gün gelip de salgın normalleşmeye başladığında her şeyin eskiye dönmemesi yani bu gelişmelerin sürdürülebilir olması – ki, tarihe baktığımızda bunun düşük bir olasılığa sahip olduğunu görüyoruz. 2008’deki ekonomik krizde de karbon emisyonlarının benzer şekilde düştüğü ancak bir yıl içerisinde eski halini aldığı biliniyor. Tabii bunu değiştirmek yalnızca bizlerin elinde. Tarihten ders alıp geleceğe doğru farkındalıkla ilerlersek, tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmek adına çaba göstermeye niyet edersek her şey mümkün!

İkincisi, doğayla ilgili olumlu değişimlerin binlerce kayıp vererek ve ekonominin gerilemesinin bir sonucu olarak gerçekleşmesinin bir anlamı olmadığı. Hayal ettiğimiz; yaşamlarımızı en ideal şekilde sürdürürken hep birlikte bu farkındalığa ulaşabilmek. Neden olmasın? Biz inanıyoruz, siz de inanın.

Yazan: İrem Bali

Yorum yaz (tüm alanlar zorunludur)

Yorumlar editör onayının ardından yayınlanacaktır.

Turkish