EKOTERAPİ: DOĞANIN İYİLEŞTİRİCİ GÜCÜ İLE TANIŞIN

Daha önce hiç yalın ayak toprağa bastığınızda rahatladığınızı hissettiniz mi? Bir ağaca sarıldığınızda sebepsiz yere içiniz mutlulukla dolup taştı mı? Ya da yalnızca önünüzden uçup giden beyaz bir kelebeğin gününüze renk kattığı oldu mu? Doğayla bağlantılı tüm bu iyi hissetme hallerini anlatmak için günümüzde sıkça kullanılan bilimsel bir terimden söz edeceğiz bugün sizlere: Ekoterapi. 

 

Şehirlerde yaşayan insanlar olarak bizler, teknolojiyle fazlasıyla iç içe olduğumuz gibi, doğadan da bir o kadar uzakta kalarak yaşamlarımızı sürdürüyoruz. Evden işe gidip işten eve geliyor, sık sık araba kullanıyor, telefonlarımızı ellerimizden düşürmüyoruz. Oysa yapılan birçok araştırmaya göre, içinde bulunduğumuz çevre ruh halimiz üzerinde tahminimizden de fazla etkili ve doğadan uzak yaşamak yalnızca modumuzu değil, vücudumuzda çalışır halde olan sistemleri de olumsuz etkiliyor. İşte bu noktada da sahneye ekoterapi giriyor.

Ekoterapi,‘doğa terapisi’, ‘yeşil terapi’ veya ‘toprak merkezli terapi’ olarak da bilinen uygulamalar bütününe deniyor ve kaynağını depresyondan anksiyeteye çeşitli sinirsel rahatsızlıkları azaltıp özgüven, duygusal dayanıklılık gibi duygu durumlarını yükseltmesinden alıyor. O kadar ki, yapılan araştırmalar da doğanın bu iyileştirici gücünü destekliyor. Örneğin Mind’ın bir çalışmasına göre, uzun bir süre boyunca doğayla iç içe kalan insanlara nasıl hissettikleri sorulduğunda, %95’i bu vaktin ardından çok daha mutlu, coşkulu, rahat, dengeli ve kaygısız hissettiğini söylüyor.

 

Ulrich, Kim ve Cervinka’nın bir başka araştırmasıysa, bu etkinin doğada zaman geçirmekten de öte, sadece güzel bir doğa fotoğrafına bakarak bile deneyimlenebileceğini gösteriyor. Vardıkları sonuçlara göre, bir kişinin duygu durumunu olumlu yönde dönüştürmek için ona huzurlu doğa fotoğrafları göstermek belli bir ölçüde yeterli oluyor. Doğayla temasta olmanın psikolojik artıların yanı sıra; kan basıncını ve kalp atış hızını düşürme, stres hormonlarını azaltma, gerginliği rahatlatma gibi etkileri de olduğu biliniyor. University of Kansas’ın ortaya koyduğu bir başka çalışma ise, bu etki alanını genişleterek doğada zaman geçirmenin problem çözme becerilerini ve yaratıcılığı artırdığını söylüyor.

Ekoterapinin en güzel tarafı da, tüm bu etkileri, hepimizin istediği taktirde kolayca deneyimleyebilmesine olanak sağlaması. Çünkü doğaya ait olan pek çok şey, örneğin tek bir çiçek, tatlı bir esinti ya da en basitinden kafanızı yukarı kaldırdığınızda gördüğünüz masmavi gökyüzü, rahatça erişilebilir. Şimdi yavaş yavaş, ekoterapi kavramını hayatlarınıza nasıl daha çok dahil edebileceğinizi düşünmeye başladığınızı hissediyoruz. Öyleyse aşağıdaki listeye bir göz atın:

Ekoterapiyi Hayatınıza Dahil Etmek İçin Neler Yapabilirsiniz?

  • Daha çok yürüyün, her gün size en yakın yeşillik alanda en az 30 dakika yürümeyi alışkanlık haline getirin.
  • Eğer işiniz buna müsaitse veya hafta içinde evinizden çalıştığınız belli günler oluyorsa, laptop’unuzu kapın ve kendinizi en yakın yeşil alana atın. Doğanın içinden çalışın, doğadan ilham alın.
  • Kendinize doğayla baş başa kaldığınız zamanlar yaratın ve bu anlarda yaratıcılığınızın sınırlarını zorlayacak aktivitelere yönelin. Örneğin, bir derenin kenarında otururken onun şırıltısından ilham alıp huzurlu bir şarkı yazabilirsiniz! Ya da yanınızda getirdiğiniz tuval ve renkli boyalarınızla, karşınızdaki doğa manzarasını çizmeyi deneyebilirsiniz.
  • Sporunuzu doğada yapın: Koşun, ip atlayın, tırmanın, bisiklete binin... Aktif olun ve aynı zamanda doğayı hissedin.
  • Doğa meditasyonu yapın. İsterseniz bunun için özel bir tekniğe veya rehber niteliğinde bir videoya da bağlı kalabilirsiniz ama bizce en önemli olan doğanın içinde an’da kalabilmek. Her neredeyseniz, oranın kokusunu içinize çekin, yüzünüze vuran rüzgarı hissedin, kuşların size mırıldandığı şarkılara kulak verin. O an, doğanın size sunduğu her şeyi içinize çekin.
  • Evdeki bitkilerinizle bolca ilgilenin. Onların bakımını düzenli olarak yapın, onlarla konuşun, sevginizi ifade edin. İnanın, hissediyorlar!

 

  • Doğa günlüğü tutun. Örneğin, yeşilin içinde yaptığınız bir yürüyüş sonrasında o gün havanın size nasıl hissettirdiğini resmedin veya doğadan topladığınız kozalaklar, tüyler ya da yaprakları biriktirin. Böylece özünüzle daha fazla bağ kurduğunuzu hissedeceksiniz.

Bu yazıyı Frank Lloyd Wright’ın bir sözüyle sonlandırmak istiyoruz: “Doğayı çalışın, doğayı sevin, doğaya yakın olun. Sizi hiçbir zaman hayal kırıklığına uğratmayacaktır.” Unutmayın, doğada olduğumuz zamanların bize iyi hissettirmesi tesadüf değil. Doğa bizim özümüz, gerçekte olduğumuz kişi doğayla sımsıkı bağlı. İşte o bağı önce keşfetmek, sonra da güçlendirmek bize düşüyor. Öyleyse, hayatımıza hoşgeldin ekoterapi!

 

Yazan: İrem Bali

Yorum yaz (tüm alanlar zorunludur)

Yorumlar editör onayının ardından yayınlanacaktır.