İLHAM VEREN TED KONUŞMALARI: BİR DE ONLARDAN DİNLEYİN

En son ne zaman bitirdiğinizde ilhamla dolduğunuz, hem bilgilendiğiniz hem de cesaretlendirildiğiniz bir TED konuşması izlediniz? Eğer bu soruya cevabınız "çook uzun zaman önce" ise, bu yazı tam sizlik! Özellikle son zamanlarda dünyadaki çevre bilincinin de artmasıyla sürdürülebilirlik, atık gibi konularda akıllara gelen özgün fikirlere ve ortaya çıkan yaratıcı projelere yetişemez olduk. Gelin, bu hafta bazılarına hep birlikte yakından bakalım.

A Vision For Sustainable Restaurants, Arthur Potts Dawson

Arthur Potts Dawson, restoran ve süpermarketlerdeki israfı engellemeye yönelik projeleriyle tanınan ünlü ve çevreye duyarlı bir şef. “A Vision For Sustainable Restaurants” adlı konuşmasına genel olarak yemek endüstrisinin dünyadaki israf miktarı en yüksek endüstrilerden biri olduğu bilgisiyle başlayan Dawson, israfı dörde ayırıyor: zaman, yer, enerji ve atık israfı.

Dawson, konuşmasında iki projesinden bahsediyor, bunlardan ilki Londra’da açtığı Acorn House adlı sürdürülebilir restoran. Bu restoranda döşemeler ve sandalyeler geri dönüştürülmüş malzemelerden üretilmiş, masalar Norveç Orman Birliği’nden alınan kerestelerden yapılmış, koltukların üzerindeki yastıklar ikinci el, bütün ışıklar günışığı ampulleri. Duvarların boş kalmaması ve yer israfının yaşanmaması için tüm duvarda raflar bulunuyor ve ürünler burada sergileniyor. Restorandaki portakal ağacı, kullanılmayan bir araba lastiğinden yapılmış bir saksının içinde. Menü ise müşterilerin ne kadar miktarda yemek sipariş etmek istediklerini seçmelerine imkan sağlayan bir menü. Arkada bir atık odası bulunuyor, buradaki kutularda saklanan yemek artıkları daha sonra gübre haline getiriliyor ve bahçede kullanılıyor.

Dawson’ın ikinci projesinine gelirsek, adı the Waterhouse. Dekorasyonu ve içerisinde kullanılan malzemeler Acorn House ile benziyor ancak burası farklı olarak elektrikli, her şey hidroelektrik ile çalışıyor. Bir saniye durup hayal edin; su enerjisiyle çalışan, suyla ısıtılıp suyla soğutulan ve kendi suyunu arıtan bir restorandan bahsediyoruz! Azaltmalı, yeniden kullanmalı ve geri dönüştürmeliyiz diyen Dawson’a kulak verin deriz.

3 Creative Ways to Fix Fashion’s Waste Problem, Amit Kalra

Bu sefer konumuz moda endüstrisi. Birkaç yıl önce kendisini şık olmak için en ekonomik yolu ararken bulan Amit Kalra, bir ikinci el giyim dükkanına gidiyor. “Başkalarının döküntüleriyken benim hazinem olacak harikalar diyarı” olarak tanımladığı ikinci el giyim dükkanındayken, aklına almadığı diğer kıyafetlere ne olduğu sorusu geliyor ve biraz araştırma yapıyor. Vardığı sonuç şu: Amerika’da her yıl meydana gelen toplam tekstil ve giyim atıklarının sadece %15’i bağışlanıyor veya geri dönüştürülüyor, geriye kalan %85 ise kendini çöp sahasında buluyor. Bu da her yıl kişi başı 200 tişörtün kendini çöpte bulması demek. Güzel haber, Kalra’nın petrol ve gazın ardından dünyadaki ikinci en büyük çevre kirleticisi olduğunu öğrendiği moda endüstrisindeki atık problemine 3 çözüm önerisi var:

  1. Kıyafetleri geri dönüştürülebilir, daha modüler olarak tasarlamak. Nasıl mı? Bir motosiklet ceketi düşünün: süs, düğme ve fermuarları var. Ceketin bu parçalarının kolayca çıkarılabilir olması gerekiyor ki kumaşa ulaşılabilsin ve kumaş parçalanarak iplik haline getirilsin. Kalra bu aşamadan sonra, ondan yeni bir iplik, kumaş ve en sonunda yeni bir kıyafet üretilebileceğini söylüyor.
  2. Kıyafetleri eskidiklerinde toprağa karışabilir olarak tasarlamak. Bu, %100 koton gibi daha doğal iplikler sayesinde mümkün kılınabilir.
  3. Kıyafetlerin boyanmasında ağır kimyasallar yerine, baharat ve bitkileri kullanmak.

To Eliminate Waste, We Need To Rediscover Thrift, Andrew Dent

Andrew Dent, bir malzeme bilimci ve tüm ürünlerin her zaman için ikinci bir şansı olması gerektiğini söylüyor. Konuşmasındaki verilere göre, her yıl çöplüğe giden ürün miktarının 2100 yılına gelindiğinde 4 milyar ton olması bekleniyor. Dent’e göre çözüm, tüm ürünleri kullandıktan ve sürelerinin dolduğunu anladıktan sonra şu soruyu sormak: “Bu ürün tekrar ne zaman kullanılabilir?” Böylece, ‘atık’ kelimesinin olumsuz bir anlam taşımaktan çıkabileceğini söylüyor.

“To Eliminate Waste, We Need To Rediscover Thrift” adlı konuşması boyunca Dent, farklı sektörlerin tasarruf konusunda ne noktada olduğunu değerlendiriyor. Söylediklerine göre, otomotiv endüstrisi ürünlerin geri dönüşümü konusunda oldukça iyi. Ancak mimarlık için maalesef aynı şeyi söylemek mümkün değil. Dent’in çeşitli sektörlere alternatif olabilecek bir önerisi var: selülozun en küçük yapı taşlarından olan ve ağaçları güçlü yapan nanoselülozu yalıtmak ve karbon fiber olarak kullanmak. Söylediğine göre hem doğadan, hem de yenilenebilir kaynaklardan elde edilen bu fiberlerle uçakları, arabaları veya binaları sağlamlaştırmak mümkün. Ayrıca saydam olduklarından yiyecek paketlemelerinde de kullanılabilirler. Şirketlerin son yıllarda tasarruf konseptini ne derecede anladıklarına, onu ne kadar uygulayabildiklerine ve nasıl kar ettiklerini anlamaya ilgiliyseniz, bu konuşmayı mutlaka dinlemelisiniz.

Paper Beats Plastic? How to Rethink Environmental Folklore, Leyla Acaroğlu

Tasarımcılara sürdürülebilirlik konusunda tavsiyeler veren Leyla Acaroğlu, bu konuşmasına şöyle başlıyor: “Bir süpermarkette olduğunuzu düşünün. Size kağıt torba mı, plastik torba mı istiyorsunuz diye soruluyor.” Böyle bir durumda çoğumuz, tek kullanımlık plastiğin kağıda kıyasla doğaya daha zararlı olduğunu bildiğinden kağıt torbayı tercih edecektir. Ancak Acaroğlu’na göre mesele bu değil, mesele bu tip karmaşık tercihler arasında kalmamayı başarabilmek çünkü baktığınızda günün sonunda, kağıt torbaların da elde edilmesi için inanılmaz miktarda ağaç kesiliyor. İşte bizim kağıt mı poşet mi kararını vermemizi sağlayan, içimizden gelen o ses veya dürtüyü Acaroğlu  "çevresel inanç" olarak isimlendiriyor. Her birimizin çevresel inancıysa farklı; bireysel deneyimlerimize ve çevremizden duyduklarımıza dayanıyorlar. Çevresel inancımızda küçük değişiklikler yaparak ise, sürdürülebilir bir yaşam için etkili adımlar atabiliriz.

Acaroğlu konuşmasında, özellikle bir kavrama yakından bakıyor: "biyobozunurluk". Anlattıklarına göre, biyobozunurluk yalnızca malzemenin özelliğini anlatan bir kelime, yani bir çevresel yarar tanımı değil. Tamamen doğal olan, örneğin bir selüloz lifinden meydana gelen bir ürün, diyelim ki kağıt, doğal ortamda son bulunca, normal bir şekilde bozunur. Ancak eğer çöp sahasında son bulursa, ki günümüzde çoğu doğal şey çöp sahasında son buluyor, aynı durumdan bahsedemeyiz. Çünkü çöp sahaları anaerobik. Oksijen bulunmuyor, sıkışık ve sıcak. Böyle bir ortamda aynı moleküller metan hale geliyor ve metan karbondioksitten 25 kat daha güçlü bir sera gazı. Sonuç olarak Acaroğlu’na göre tasarladığımız ve ürettiğimiz veya tüketici olarak satın aldığımız her nesneyi baştan sona tüm yaşamı ile ele alarak akıllı, sofistike çözümler üretmeliyiz.

 Yazan: İrem Bali

Yorum yaz (all fields required)

Yorumlar editör onayının ardından yayınlanacaktır.