EKO SANAT: DOĞANIN SANAT İLE DIŞAVURUMU

Atık, geri dönüşüm ve sürdürülebilirlik gibi konularda bir değişim yaratmak adına çaba gösterenler arasında olabiliriz ama yine de birçoğumuzun gezegenin geleceği ile ilgili büyük bir endişe içinde olduğu doğru. Bugün sizlerle tanıştırmak istediğimiz kavram "eko sanat", bu endişelerini ortaya koydukları sanat eserleri aracılığıyla dışavuranları kapsıyor. Gelin, onu yakından tanıyalım.

 

Fotoğraf: Alchetron

Son dönemlerde her şeyin birbiriyle bir şekilde bağlantılı olduğunu çok daha iyi anlamaya başladığımızı varsayarak, iklim değişikliği ve doğal kaynakların azalması gibi sorunların sanat dünyasını da derinden etkilediğini söyleyebiliriz. Sanatçılardan bazıları eserlerinde bu konulara göndermeler yapıyor, metaforik anlatımlar tercih ediyor; bazı sanatçılar içinse örneğin sürdürülebilirlik kavramı işlerinin odak noktasında yer alıyor. İzleyicileri doğayla bağlantılı konular üzerinde düşünmeye ve sorgulamaya itmeyi hedefliyorlar. Her ne şekilde olursa olsun, doğayı ilgilendiren ve bir an önce çözüme ulaştırılması gereken sorunlar uzun bir süredir sanat dünyasının merkezinde.

Eko Sanat Nedir?

Eko sanat, doğada ve doğadan ilham alarak sanat yapma eylemine deniyor. İçerisinde Yunan kökenli ve evanlamına gelen ‘eco’ kelimesini barındırmasından yola çıkarak diyebiliriz ki, eko sanat bize sanat aracılığıyla eve, özümüze dönüşün mümkün olduğunu hatırlatıyor. Kendisiyle aynı perspektifi paylaşan, ancak birbirlerinden içerdikleri farklı teknikler ve kavramlarla ayrılan benzer akımları ise; arazi sanatı (land art), yeryüzü sanatı (earth art) ve çevre sanatı (environmental art) olarak sıralayabiliriz. Gelin biz, ana hedefi temel çevre sorunlarına dikkat çekmek ve bu sorunlara lokal çözümler bulmak olan eko sanata geri dönelim ve eko sanatın bu hedefini desteklediği yan ilkelerine yakından bakalım.

 

Fotoğraf: galerieparisbeijing.com/

Eko Sanatın İlkeleri

Her şeyden önce eko sanat, bizlere bir sanat gözlüğü uzatıyor ve diyor ki: “Bu gözlüğü tak, doğa ile ilişkini yeniden keşfet!”Gözlüğü takar takmaz, yani eko sanat eserleriyle karşı karşıya kalır kalmaz, doğayla ayrılmaz parçalar olduğumuzu, daha doğrusu bizlerin doğanın birer parçası olduğunu fark ediyoruz. Doğadan ne zaman böylesine koptuğumuza şaşırıyor, onunla birlikte yaşamak için yeni yolların arayışına giriyoruz. Eko sanat felsefesiyle yapılan tüm eserler, üretildikleri doğal malzemelerle bizi ekolojik dinamiklerin bir parçası olmaya davet ediyorlar. Sürdürülebilirlik gibi konularda ortaya koydukları yaratıcı ve yeni yollar bize ilham veriyor, doğayla ilişkimizi derinleştiriyor.

Başlangıcı Ne Zaman?

Peki ekoloji temelli sanat eserleri üretme fikri ilk olarak ne zaman ortaya konmuş? Kaynaklar, bu sorunun cevabı için 1960 sonlarını işaret ediyor çünkü bu yıllar, doğan gelen malzemelerin de sanat üretimleri için kullanılabileceğinin ilk fark edildiği, hatta atık malzemelerin kullanıldığı ve geri dönüştürüldüğü yıllar. Bu yıllar aynı zamanda, çevresel problemlerin özellikle kültürel açıdan değerlendirmesiyle öne çıkıyor. Problemlerin yaratıcısı olarak önce insanoğlunun hayata bakışı ve alışkanlıklarında değişiklikler olması gerektiğini söyleyen sanatçılar, eserlerinde metaforlar veya mizahı kullanarak insanları uyarmaya çalışıyorlar.

Türkiye’den ve Dünyadan Örnekler

Eko sanatın dünyadaki önemli temsilcileri arasında: Alice Aycock, Michael Heizer, Nancy Holt, Robert Smithson, Alan Sonfist, Jan Dibbets ve Andy Goldsworthy gösterilebilir. Türkiye’de ise Mehmet Ali Uysal, Ayşe Erkmen ve Varol Topaç bu alanda başarılı örnekler veren isimler.

 

Fotoğraf: Odunpazarı Modern Müzesi

Biraz örneklerden konuşalım. Örneğin, Eskişehir’deki Odunpazarı Modern Müzesi (OMM)’ni daha ziyaret etme fırsatı bulduysanız bilirsiniz, Japon sanatçı Tanabe Chikuunsai’nın müzede her görenin büyülendiği bir yerleştirmesi bulunuyor. Sanatçı yerleştirmesini yaratırken, Japonya’nın yalnızca Kochi bölgesindeki bir dağda yetişen “kaplan bambu” türünü kullanmış ve doğadaki dört elementten, su, ateş, hava ve topraktan ilham almış.

 

Fotoğraf: liinaklauss.com/

Peki ya, Alman asıllı sanatçı Liina Klauss’un “5000 Lost Soles” isimli eserini daha önce gördünüz mü? Bu çalışmasıyla dikkatleri deniz kirliliğine çekmeyi hedefleyen sanatçı, Bali’de yer alan Potato Head Beach Club’daki yerleştirmesini, 5000 atık flip-flop’lar kullanarak üretmiş.

Bu hem yaratıcı hem doğaya duyarlı sanat akımı ve eserlerinin sizleri ilhamla doldurduğunu umuyor, istedikten sonra odağımıza sürdürülebilirlik olgusunu her alanda almanın mümkün olduğunu hatırlatıyoruz.

Yazan: İrem Bali

Leave a comment (all fields required)

Comments will be approved before showing up.

English