DOĞAN AKDOĞAN İLE TRT BELGESELDE

Sanıyoruz hemfikirizdir, doğa ile ilgili tüm konularda her zaman için en önemlisi ‘aksiyon almak’. Yine de bu, harekete geçtiğimiz alanlar dışında da bu konuyla ilgili çalışmalar yapan isimleri takip edip onlardan ilham almamızın önünde bir engel değil. Öyleyse evinizin en rahat köşesine kurulun ve ekran başına geçin. TRT Belgesel’in Doğan Akdoğan’ın sunumuyla gerçekleşen çiçeği burnunda yapımı ‘Sıfır Atık’ başlıyor.

 

‘Sıfır Atık’, gıdadan plastiğe, elektroniklerde pillere uzanan atık konusuna, mümkün olduğunca fazla insanı bilgilendirmek ve bu konuyla ilgili toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla ışık tutan bir TRT Belgesel programı. Temelde bu atıkların geri dönüşüm süreçlerini aktaran belgesel, israfın önlenmesi ve kaynakların daha verimli kullanılmasında rol oynamayı amaçlıyor. Bu doğrultuda her bölüm farklı bir konu ele alınıyor: İsterseniz serüveninize ‘Gıda Atıkları’ adlı ilk bölümden de başlayabilirsiniz, biz bu yazıda belgeselin ‘Plastik Atıklar’ adlı ikinci bölümünden söz edeceğiz.

Öncelikle bölüm, fazlasıyla çarpıcı bir cümleyle açılıyor: “Son 30 yıldır dünyayı plastik bir folyoya sarıp duruyoruz.” Ve devam ediyor: “Bu cümle fantastik bir romandan çıkmış değil, bunu gerçekten yapıyoruz.”Derken Doğan Akdoğan, hepimizin artık çok iyi bildiği bir bilgiyi tekrar hatırlatıyor ve ekliyor: “Plastik malzemenin doğada yok olması için tam 1000 yıla ihtiyacı var. Türkiye’de bir kişinin 1 yılda kullandığı poşet sayısıysa 400. Ücretli poşet uygulamasıyla bu sayının, 2025’e kadar, yılda kişi başı 40’a düşürülmesi hedefleniyor.” Bu hedefin başarılmasının ne kadar önemli olduğu ortada. İşte bu noktada, bölüm boyunca bizleri ekrana kilitleyeceğinin sinyallerini şimdiden veren sosyal deneyler başlıyor.

 

Doğan Akdoğan, atık konusuyla ilgili toplumun algısını ortaya koymak ve hatta sonra küçük de olsa davranış değişikliklerine aracı olmak amacıyla, ilk sosyal deneyine adım atıyor. İçinde bulunduğu marketteki bir sebze reyonda, plastik poşetlerin bulunduğu bölümün hemen yanına çok sayıda kese kağıdı koyuyor ve izlemeye başlıyor. Hep birlikte görüyoruz ki, müşterilerin hepsi, hemen yanlarında doğa dostu bir alternatif duruyor olmasına rağmen, yine de plastik poşet kullanmayı tercih ediyorlar. Bunu gözlemleyen Akdoğan, saklandığı yerden çıkarak her bireyin teker teker yanına giriyor ve onlara sırasıyla bazı sorular yöneltiyor. Aldığı cevaplarsa şöyle:

  • Soru 1. Çevreye duyarlı bir vatandaş olduğunuzu düşünüyor musunuz?

Cevaplar. “Evet”, “Elimizden geldiğince”.

  • Soru 2.Plastiklerin doğaya verdikleri zararla ilgili bilgi sahibi misiniz?

Cevaplar.“Doğaya çok uzun zamanda karıştığını biliyoruz”, “Evet çok gündemde bir konu”, “Sosyal medyada gördüğümüz kadar”.

  • Soru 3.Peki neden eliniz, hemen yanınızda bir kese kağıdı varken plastik poşete gitti?

Cevaplar. “Daha kolayıma geliyor”, “Taşıması daha kolay”, “Kese kağıdı olduğunu şu an fark ediyorum, görmedim bile”.

(Bakın, gözümüz plastik poşetlere öylesine alışmış, öyle otomatize olmuşuz ki, hemen yanı başımızda duran sürdürülebilir alternatifi görmüyoruz bile!)

Bu soru cevaptan sonra Akdoğan, konuştuğu herkes ile bildiklerini paylaşıyor ve onlara hemen orada, plastik poşetlerinin içindeki meyve ve sebzelerini keselere yerleştirmeyi teklif ediyor. Plastik poşetleriyse geri dönüşüme götürmek üzere topluyor. Bir başka deyişle, gerçek bir değişime giden en etkili yollardan birine başvuruyor: Hemen o anda, orada değişim.

 

Benzer bir sosyal deneyini bu kez pazarda izliyoruz. Akdoğan, pazarda bir tezgah açıyor ve plastik poşetini getirene file vereceğini söylüyor. Tezgahın önüne gelenlere neden plastik poşet kullandıklarını soruyor. Bu kez de benzer cevaplar duyuyoruz: “Başka bir alternatifim olmadığı için”, “Zararlı olduğunu biliyorum ama mecburiyetten”. Burada da, plastik poşetlerle fileleri değiş tokuş eden Akdoğan, böylece topladığı poşetleri geri dönüşüme göndermeye karar veriyor.

Bildiğiniz gibi, ülkemizde plastik geri dönüşüm kutusuna attığımız plastikler önce atık toplama alanlarına, sonra da palstik geri dönüşüm tesislerine gönderiliyorlar. Akdoğan soruyor, “Acaba süreç gerçekten böyle mi ilerliyor?” Nasıl emin oluyor dersiniz? Çöp kutusuna attığı plastik poşetlerden birinin içine bir GPS cihazı yerleştirerek!Böylece poşetlerini sürme macerası başlıyor.

Akdoğan ve ekibi, sinyali takip ederek Tuzla yoluna giriyorlar ve yolu tamamladıklarında gerçekten de bir plastik geri dönüşüm merkezine geldiklerini görüyorlar. Farklı bir manzarayla karşılaşabileceği konusunda kuşkuları olan ekip için bu büyük bir sevinç kaynağı oluyor. Fakat şimdi de sıra, bu geri dönüşüm sürecinin tesis içerisinde nasıl gerçekleştiğine geliyor.

 

İçlerindeki bulundukları tesis, birçok plastik geri dönüşüm tesisi gibi, her gün binlerce plastik atığın girdiği ve bunların çeşitli işlemlerden geçerek plastik hammaddelere dönüştürüldüğü bir tesis. Bu işlemler nedir diye sorduğunuzu duyar gibiyiz, işte sırasıyla şöyle:

  • Tesise gelen plastik atıklar önce türlerine ve renklerine göre ayrıştırılıyorlar.
  • Daha sonra kırma işlemine tabi tutuluyorlar.
  • Parçalarına ayrılan plastikler, yıkama ünitelerine sevk ediliyor.
  • Yıkanan parçalar toplandıktan sonra, kurutma işlemine tabi tutularak plastik granül haline getiriliyorlar.
  • Bu plastik granüller, tekrar plastik üretiminde kullanılarak ekonomiye geri kazandırılıyor.

Bir düşünün, aslında Doğan Akdoğan’ın gerçekleştirdiği sosyal deneyleri günlük yaşamımızda bizler de yapabilir, hiç tanımadıklarımızın atık konusundaki farkındalıklarını artırmakta rol oynayabiliriz. Onlarla paylaşacağımız tek bir istatistik bile, bir tüketim alışkanlıklarını yeniden gözden geçirmelerini sağlayabilir. Ne dersiniz, sizce değmez mi?

TRT Belgesel’in ‘Sıfır Atık’ adlı yapımının yeni bölümleri çekilmeye devam ediyor, takipte kalabilirsiniz.

Yazan: İrem Bali

Yorum yaz (tüm alanlar zorunludur)

Yorumlar editör onayının ardından yayınlanacaktır.