“DAVID ATTENBOROUGH: GEZEGENİMİZDEN BİR YAŞAM"

Problem tüm çıplaklığıyla ortada: Gezegenimizdeki tabiat alanları, biyoçeşitlilik kayboluyor. Üstelik bu öyle bir sorun ki, bizim farkındalık ışığımıza bir türlü girmemekle birlikte, günden güne büyüyor, hem de dünya çapında. Netflix’te yayınlanan “David Attenborough: Gezegenimizden Bir Yaşam”, var olan tabloyu tüm gerçekliğiyle ortaya koyduğu gibi, hep birlikte ve hemen harekete geçersek neleri değiştirebileceğimizi de anlatan, bizlere çözüm önerileri sunan bir belgesel.

 

Fotoğraf: Habertürk

David Attenborough, hayatını gezegenimizin vahşi doğasını keşfederek geçirmiş bir isim. 94 yaşında olan Attenborough, hayatının çok büyük bir kısmını keşfetme, maceraya atılma, vahşi hayat hakkında bilgi edinme tutkularını besleyerek geçirmiş ve doğanın eşsiz güzelliklerini yakından görebilme şansı olmuş. Gezegenimiz hala mucizelerle dolu: Birbirlerinin hayatını devam ettirecek şekilde iç içe bir yaşam süren, iş birliği yaparak kusursuz bir şekilde hayatlarını devam ettiren, çeşitleri ve zenginlikleriyle göz kamaştıran milyonlarca bitki ve hayvan türünden ne mutlu ki hala söz edebiliyoruz. Fakat bizim dünyadaki yaşama biçimimizin biyoçeşitliliği azalışa sürüklediği ortada. Doğal yaşam bozuluyor ve kendi ellerimizle, giderek içinde yaşayamayacağımız bir yer yaratıyoruz.

Dünyanın bugüne kadar iş birliği içinde, birlikte çalışarak yarattığı kusursuz düzen, belgeselde birtakım örnekler üzerinden anlatılıyor:

  • Okyanus yüzeyindeki bitkisel planktonlar ve kuzeyde uzanan devasa ormanlar karbonu tutarak atmosferi dengelemeye yardım etti.
  • Ovalardaki dev sürüler toprakları gübreleyerek otlakları zengin ve verimli tuttu.
  • Binlerce kilometre boyunca uzanan mangrov ve mercan resifleri olgunlaşınca açık sulara gidecek olan balık sürülerine yuvalık etti.
  • Ekvatorun etrafındaki kalın orman kuşağı güneş enerjisini mümkün olduğunca yakalamak için bitkileri toplayıp küresel hava akımlarına nem ve oksijen ekledi.
  • Kutuplardaki buzların büyüklüğü güneş ışığını beyaz yüzeyinden yanıstarak tüm dünyayı soğutması açısından çok önemli oldu.

 

Tüm bunlar, biyoçeşitliliğin sağladığı bir istikrarın göstergesi. Tüm canlıların hassas ve uyumlu bir ritimde buluşmasının sebebi. Oysa şimdi, bu dengeli ritime her gün daha fazla müdahale ediyoruz. Değişimin hızı giderek büyüyor. Tam da bu noktada, David Attenborough bizlere çok önemli iki hatırlatma yapıyor. İlki, her neslin, canlılar alemi bize ihtiyaç duyduğumuz şartları sağladığı sürece gelişebileceği ve ilerleyebileceği. Diğeri, doğanın sınırsız olmaktan çok uzak, sınırlı olduğu ve bu yüzden korunması gerektiği. En nihayetinde hepimiz etrafımızı saran sınırlı tabiat dünyasına bağlı ve bağımlıyız.

NE GİBİ HATALAR YAPTIK?

Ormanları kestik. Hem keresteden faydalanabilmek hem de geride kalan araziyi tarımda kullanabilmek için dünya genelinde üç trilyon ağaç kestik. Her yıl ise 15 milyardan fazla ağaç kesiyoruz. Karadaki canlı türlerinin yarısından fazlasına yuva olan, dünyadaki yağmur ormanlarının yarısı çoktan dümdüz oldu bile. Bir düşünün, sadece Borneo Ormanları’nın kesilmesi, orangutan nüfusunu David Attenborough’ün orayı 60 yıl önce ziyaret ettiği zamandan bu yana üçte birine indirdi. Attenborough, bununla ilgili şunları söylüyor: “Yağmur ormanlarını sürekli kesemeyiz ve sürekli yapamayacağımız şey tanım gereği sürdürülebilir değildir. Sürdürülebilir olmayan şeyler yaparsak verdiğimiz hasar çoğalır ve sonunda tüm sistem çökecek hale gelir.”

 

Balık türlerinin yüzde 30'unu gereğinden fazla avlayarak kritik seviyelere çektik. Barajlar yaparak, nehirleri ve gölleri kirleterek ya da kurutarak temiz su kaynaklarını yüzde 80 oranında azalttık. Dünyadaki bereketli toprakların yarısı artık tarım arazisi. Bir yandan, gezegenimiz buzunu kaybediyor. Kuzey Kutbu'ndaki yazlık deniz buzu 40 yılda yüzde 40 azaldı. Evet, insanlık olarak gelmiş geçmiş en büyük hayatımızı yaptık ama şimdi harekete geçersek düzeltmek için hala şansımız var. Attenborough, belgeselin son bölümünde bununla ilgili çözüm önerilerini paylaşıyor.

NASIL DÜZELTEBİLİRİZ?

Attenborough’e göre, gezegenimizin dengesini geri getirmek için bizim ortadan kaldırdığımız biyolojik çeşitliliği geri kazandırmalıyız. Bu krizden çıkmanın tek yolu bu. Vahşi doğayı geri getirmeliyiz. Üstelik bunu yapmak, dünyayı yeniden inşa etmek düşündüğümüzden de basit. Bundan bir asır sonra gezegenimiz yine vahşi bir yer olabilir. Nasıl mı?

İlk konu, nüfus. Belgesel 20. yüzyılın ikinci yarısının Japonya’sı üzerinden örnek vererek, burada sağlık ve eğitim olanaklarının gelişmesiyle hayattan beklentinin ve fırsatların büyüdüğünden, bunun da doğum oranlarını düşürdüğünden söz ediyor. Dünyadaki uluslar geliştikçe insanlar daha az çocuk yapıyor diyor ve yine Attenborough’e göre bu, sağlık hizmetlerine erişim vermekten ve özellikle kızlara mümkün olduğunca okulda kalma fırsatı vermekten geçiyor.

 

Bir diğer konuysa, elbette ki fosil yakıtlar. Küresel çapta, dünyamızı güneş, rüzgar, su ve jeotermal gibi doğanın ebedi enerjileriyle idare etmek gibi bir başarıya eriştiğimizi hayal edin. İstersek, bu da mümkün.

Geri gelecek vahşi doğaya yer açmak için tarımda kullandığımız alanı ciddi oranda düşürmek, diğer gerekliliklerden biri. Bunun en etkili ve hızlı yolu da yeme alışkanlığımızı değiştirmek. Et tüketimimizi mümkün olduğunca azaltmalı, büyük ölçüde sebzeye dayalı bir beslenme şeklini benimsemeliyiz.

Söylemeye gerek yok, her yerde orman kesimini durdurmalıyız! Ormanlar gezegenimizin toparlanmasının temel bir parçası. Onlar karbonu tutmak için doğanın elindeki en iyi teknoloji ve de biyolojik çeşitliliğin merkezleri. Ormanların yabani ve çeşitli olmaları demek, atmosferden karbon emme konusunda o kadar etkili olmaları demek.

Belgesel bize hiçbirimizin unutmaması gereken o büyük gerçeği hatırlatıyor: Doğa bizim en büyük müttefikimiz ve ilham kaynağımız, eğer biz doğaya sahip çıkarsak doğa da bize sahip çıkacak. Artık türümüzün sadece büyümeyi bırakıp gezegenimizde doğayla uyumlu bir hayat kurma, gelişmeye başlama vakti geldi.

Yazan: İrem Bali

Leave a comment (all fields required)

Comments will be approved before showing up.

English